✿ Kitap Elestirisi : Çakırcalı Efe : Yasar Kemal ✿

17.6.15

Selam !

Hafta ortasından selamlar, merhabalar ve tünaydınlar ! Umarım keyifler yerindedir, ben bugün çok istediğim ve uzun zamandır almayı düşündüğüm bir alışverişle güne başladığım için keyifliyim Allah bozmasın :) ( Bu güzel alışverişi yazının sonunda bulabilirsiniz :) Bugün, sizlerle dün okumayı bitirdiğim kitabımın eleştirilerini paylaşmak üzere blogumdayım. Bu kitap kütüphaneden aldığım en son serinin ikinci kitabı. Üçüncü ise okunmaya çoktan başlandı bile :)) Hadi o zaman daha fazla uzatmadan başlayalım bu güzel kitaptan bahsetmeye :)
*
Kitabımız Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkma ve yaklaşık olarak 182 sayfa...
*
Yaşar Kemal benim çok saygı duyduğum ancak herhangi bir eseriyle halen tanışamadığım bir yazar. İlk kez dili ve anlatımıyla bu güzel eserde karşılaşmış olduk da diyebiliriz. Kitabı kütüphanede görüp de alma sebebim hem yazarla tanışma isteğim hem de aralarda böyle ince kitaplar okuyarak okuma hızımı normale döndürme isteğimdi. Sizlere bu konuda kısa bir önerim olacak : Sizler de benim gibi 'Reading Slump' yani 'Okuyamama Durumu' na yakalandıysanız bir ince bir kalın kitap şeklinde okuma şeklinizi kısmen değiştirebilirsiniz. Ben şimdilik bu yöntemi deniyorum, umarım bu durumdan bir an önce kurtularak ayda üç dört kitaplık skalama geri dönerim en kısa zamanda :)


Kitabın ön ve arka kapaklarına bayıldım gerçekten. Kitabın adına, içeriğine ve anlatılanlara daha uygun bir kapak düşünülemezdi. Bu arada ön kapaktaki resim Abidin Dino'ya aitmiş ve bu da beni bir kez daha şaşırttı. Arka kapağında ise kitapla ilgili merak edebileceğiniz ne varsa olasılıklar dahilinde hepsine cevap veren şahane bir paragraf artı yabancı basından Yaşar Kemal ile ilgili övgüler yer alıyor. Aslında Yaşar Kemal'i övmeye gerek bile yok çünkü bizler zaten onun ne kadar değerli bir yazar olduğunun bilincindeyiz.



Kitabın konusuna gelecek olursak... Arka kapakta da bahsettiği üzere Ege Bölgesi'nde Osmanlı zamanında ünü sınırları aşmış bir eşkıyanın Çakırcalı Efe'nin çeşitli kaynaklar doğrultusunda üstünkörü hayat hikayesinin kaleme alınmış satırları yer alıyor kitapta. Üstünkörü dememin sebebi hayatının satır satır değil daha çok eşkıyalıkla ilgili olan kısımlarının üzerinde durularak ve olaylara tanık olanların ifadelerine -özellikle de eşkıyayı öldüren müfrezenin kumandanı Albay Rüştü Kobaş'ın ifadelerine- dayanılarak aktarılmasıdır. Yani kitapta Osmanlı'ya on beş yıldan fazla bir süre dağlarda eşkıya olarak baş kaldıran ve ünlü Çakırcalı Ahmed Efe'nin oğlu Çakırcalı Mehmed Efe'nin eşkıyalık hayatının anlatıldığı bir kitap.


Kitabın türü aslında biyografi, kitapta da zaten yaşam öyküsü olarak geçiyor, ancak yukarıda da değindiğim gibi ayrıntılı olarak değil daha çok dağ hayatını ve eşkıya olarak yaşadığı süreci tanıkların anılarından yola çıkarak yazmış Yaşar Kemal, bu açıdan kısmen biyografi diyebiliriz.


Ege bölgesinde yaşamaya başlamamla birlikte yöreyi tanıma ve kültürünü de merak etme gibi birtakım hareketlerim oldu, oluyor ve olacak ama bu kitabı alırken tamamen Yaşar Kemal ismine odaklanarak kitabı okumak üzere edindim. Yani Ege bölgesi ve efelik arasında bir bağlantı kurarak okumadım bu kitabı. Ama o da iyi oldu denk geldi, gerçi kitapta Kütahya bölgesinden pek bahis edilmiyor ama yine de İzmir, Manisa gibi yerler çokça dillendiriliyor.


Kitap görebildiğiniz gibi oldukça az sayfalı ve incecik bir kitap. Yazı puntoları da büyüğe yakın orta puntoda. Yani ben isim ve konu itibariyle daha çok erkeklerin değil herkesin okuyabileceği bir kitap olduğunu düşünüyorum, o sebeple de bir dişi olmama rağmen gayet de severek okudum kitabı. Ben kitapların cinsiyeti olduğunu düşünmüyorum ve buna da inanmıyorum:)
*
Kitabın ilk sayfasındaki Yaşar Kemal hakkındaki bilgilendirici yazıyı çok sevdim, sonuçta yazarla ilk kez tanışanlar olabilir, benim gibi. İlerleyen sayfalardaki 'Açıklama' kısmında ise Yaşar Kemal'in kaleme aldığı ve kitabın oluşturulma sürecine ışık tutacak bir yazı mavcut. Bu yazıyı da çok sevdim, olmalıydı ve olmuş :)) İyi ki de olmuş ^.^


Kitap bölümler halinde yazılmış daha çok Yaşar Kemal'e anlatan kişilerin hatırında kalan savaş ve çarpışma mücadelelerini anlattıkları ve yazarın da kaleme aldığı kısımlar da diyebiliriz bunlara. Her bölüm de numaralandırılmış, kitapta Albay Rüştü Kobaş'ın anılarına gelene değin 25 bölüm yer alıyor. Kimi bir -iki sayfalık, kimileri de dört beş, on sayfalık bölümler bunlar. Bölümlü aralıklı kitapları seviyorum biliyorsunuz :)


Kitabın sayfa sayısı az olmasına rağmen okurken öyle kolay kolay bitiremiyorsunuz, her ne kadar yazarımız moderne yakın bir dil kullanmış olsa da hiç duymadığım tabirler arada küfürler ve eşkıya ağzı bana biraz yabancı geldiğinden midir nedir yavaş okudum. Kolay kolay bitirilebilecek bir kitap değil bu, eh zaten öyle de olması gerekiyor çünkü dağda geçen on beş yirmi yıldan söz ediyoruz burada, neredeyse bir ömür eder.


Bizlere hikayeyi daha doğrusu kitapta yazıldığı üzere yaşam öyküsünü bir dış göz anlatıyor ve seslendiriyor, yani bir anlatıcımız mevut, bu da herhalde Yaşar Kemal olacak ^.^ Kitaptaki 25 bölümden sonra ise 41 sayfa Albay Rüştü Kobaş'ın ağzından anlatıma geçiliyor ve anıları direkt olarak yazılıyor. 
*
Kitabın biçimsel yapısı yukarıda anlattığım şekilde. İçeriğinde de genelde dağdaki maceralardan ve düzdeki kayda değer, hafızalarda yer etmiş maceralardan arta kalanları okuyoruz. Kitaba Osmanlı tarafından görevlendirilmiş ve Ahmed Efe'nin kardeşi gibi olan Hasan Çavuş'un kalleşçe Çakırcalı Mehmed Efe'nin babasını öldürmesiyle başlanıyor yani daha Çakırcalı Efe'nin küçüklüğünden ele alınıyor olaylar. Çocukluğunda böyle bir olay yaşayan ve sonrasında da babasız büyüyen Mehmed, küçük yaşında hapse düşüyor ve oradakilerin yönlendirmesiyle önce Hasan Çavuş'u sonra da millete zulmeden birkaç ağayı vuruyor ve dağa çıkıyor. Ancak bu dağa çıkmada kitapta da bir sürü kez dile getirildiği gibi Mehmed çok isteksizdir ve eşkıya olmayı hiçbir zaman istemez, çünkü eşkıyalığın sonunun ovada ya da dağda nerde olursa olsun ölüm olduğunu bilmektedir. Ancak geçmişten gelen intikam olayı yüzünden ve babasının ününü ona anlata anlata bitiremeyen birkaç eski eşkıyanın yüzünden kendini dağda bulur. 


Genç Mehmed'in düştüğü durum gerçekten de kötü. Büyüyorsun ve herkes senden babanın intikamını almanı ve senin de onun gibi bir eşkıya olmanı bekliyor, hatta kendi annen bile bunu istiyor. Sen de mecbur kalıyorsun ve arkası da kesilmiyor. Ben okurken Mehmed Efe adına çok üzüldüm çünkü dağda tüfekle geçen bir ömür yüzünden ne sevilebiliyor, ne sevebiliyor ne de sevdiğiyle yaşayabiliyor. Her an tetikte, hatta bazen çocuklarını bile sevemiyor, büyüdüklerini göremiyor. Osmanlı Devleti zamanında yaşanmış hazin binlerce hikayeden biri bu sadece. Ha bununla birlikte halka zulmetse de kötü de olsa hiçbir zaman öldürmeyi haklı gösterecek bir neden olamaz bana göre de. Ama dediğim gibi babasının intikamıyla başlayan bu yolda geri dönüş olmuyor, çünkü öldürülenlerin akrabaları, kardeşleri vs. hiç rahat vermiyorlar.


Kitapta Çakırcalı Efe'nin içte ve dışta olan ününden de söz ediliyor. Osmanlı Devleti başında Abdülhamit zamanında yabancı basın bu yakalanmaz, ele avuca sığmaz eşkıyayı merak ediyor ve onu tanıtıyorlar, hatta bir kısmı da ona hayran. Bunun sebebi de koskoca devleti aciz bırakması. Bana göre Osmanlı Devleti açısından Çakırcalı Efe destanı bir utanç vesikasıdır, zira yıllarca en ünlü zabitler, paşalar ardı sıra koşmuş ancak ne dağda ne de düzde onu yakalayamamıştır. 
*
Çakırcalı'nın ünü böyle olsa da ben kitabı görmeden bu efsanevi eşkıyadan habersizdim. Ege'de oturmama rağmen ne yazık ki ! Neyse ki okudum ve öğrendim :)


Kitapta Çakırcalı'yı yakalayan Albay Rüştü Kobaş'ın kendi ağzından anlattığı metotlarını okurken çok şaşırdım ve gerçekten de 'Bravo!' demekten kendimi alamadım, nasıl yakaladığını, öldürdüklerini ve sonrasında olanları bir bir anlatıyor yazarımıza.



Yaşar Kemal bu kitapta efe hakkındaki bildiği her şeyi aktarmış gibi duruyor. Onun diğer eşkıyalardan farklı biri olarak gördüğü ve bu yüzden de kitabın adını 'Çakırcalı Eşkıya' olarak değil de efenin tanındığı yörelerdeki adıyla 'Çakırcalı Efe' olarak isimlendiriyor. Bu eşkıyanın tam eşkıya sayılamayacağından, hiçbir zaman mala, namusa ve ırza kendi isteğiyle ve keyfiyle saldırmadığını, her zaman fakir ve fukaranın yanında olduğunu anlatıyor. Hatta Osmanlı zabitleri her ne kadar dövse vursa kırsa da bu köylüler asla ama asla Çakırcalı'nın yerini bilseler de söylemezlermiş. Aradaki bağı bir düşündüm de, bu güzel insan zaten bu saygıyı hakediyormuş. Kitapta Çakırcalı'nın fakir gençleri evlendirdiğinden, onların çeyizini yaptığından, halka zulmedenlere de göz açtırmadığından bahsediyor. Evet Çakırcalı, zengin adamları dağa kaldırıp yakınlarından para istiyor fakat bu parayı kendi ihtiyacı kadar alıp kalan kısmını da böyle harcıyormuş.


Her ne kadar Çakırcalı iyi bir insan olsa da elbette ki eşkıyalık hoş görülemez bir şey bence de. Günümüzde de halen böyle şehir eşkıyaları mevcut malesef. 


Kısacası, kadın erkek demeden Anadolu'nun bağrından yetişmiş bu güzel insanı tanımayan herkesin okuması gereken bir kitap bu. Yaşar Kemal'i merak edenlere, bu güzel yaşam öyküsünü merak edenlere, az sayfalı kitap arayışında olanlara, Çakırcalı Efe'yi merak edenlere, eşkıyalıkla ilgili bir kitap arayışında olanlara, Osmanlı dönemini merak edenlere, tarih bölümü öğrencilerine, genç yaşlı demeden herkese bu kitabı tavsiye ediyorum. Ancak erkeklere hitap ettiğini düşündüğünüz kitapları okumayı sevmeyenlere, az sayfalı kitaplardan hoşlanmayanlara, çarpışma mücadele vs. kitaplarını sevmeyenlere bu kitaptan uzak durmalarını tavsiye ederim !
*
Kitaba puanım: 5

Sabah yüzümü güldüren alışverişim:



Daha güzel kitap eleştirilerinde de görüşelim !

Kitap dolu günler !

Takipte Kalın




hasibecengizkarakuzu@gmail.com
Herkese sevgiler, 

HC.
























You Might Also Like

0 yorum oku / yaz

Fikrini paylaşırsan çok sevinirim:)))

INSTAGRAM