✿ Kitap Elestirisi : Bulamaç : Halikarnas Balıkçısı ✿

8.6.15

Herkese selam ^.^

Yeni bir haftanın ilk gününden ve en sevdiğim tatil Pazartesi'lerden birinden selamlar... Umarım iyisinizdir, havalar malum bir öyle bir böyle :( Bugün sizlerle yoğun ve yorgun bir ev temizliğinden sonra okuduğum ve dün bitirdiğim kitabımın eleştirilerini paylaşacağım :) Hadi başlayalım !
*
Gelelim kitabımıza... Kitabımız Bilgi Yayınevi'nden çıkma ve yaklaşık olarak 405 sayfa...
*
Günler hatta aylar sonra nihayet kütüphaneyi açık bulmamın neticesini Instagram'da aslında paylaşmıştım, bu arada yazılarımı yeni okuyan - okumaya başlayan veya blogumu yeni keşfedenlere de buradan ileteyim, Instagram hesabımı çok daha aktif kullanıyorum, hatta sosyal medya hesaplarımdan - ki hepsi yazının altında var- en çok ve en severek Instagram'ı kullanıyorum da diyebilirim. Beni mutlaka Instagramda takip etmeyi unutmayın ^.^ Evet ne diyordum, kıtlıktan çıkmış gibi kütüphaneye saldırmış ve bunun neticesinde de altı adet yeni cici ödünç almıştım. İşte onlardan ilk okuduğum ve daha doğrusu hem kütüphaneden hem de Halikarnas Balıkçısından ilk okuduğum kitap Bulamaç oldu...


*
Halikarnas Balıkçısı aslında çocukluğumdan beridir adını duyduğum ancak herhangi bir yerde bir türlü denk gelemediğim bir yazardı, kütüphanede bulunca tereddütsüz almaya karar verdim. Ve meraktan dolayı okuduğum ilk kitap da bu oldu ):) Bu aralar yüksek sayfalı kitaplar okuduğumdan kitap eleştirilerime bir durgunluk geldi malesef, farkındayım ancak ben gerçekten hani kitap dünyasının çik lit dediği kitapları okuyup ardı ardına beş yüz tane yorum yazısı yazmaktansa kendi değer verdiğim ve ne kadar zor olursa olsun okuduğum kitapları sık sık olmasa da yazmayı tercih ettiğimden bu konuda affınıza sığınıyorum. Zaten bu zamana kadar okuduğum çik lit sayısı bir elin parmaklarını geçmez, zira aslında benim olayım polisiye. Ama siz bunu zaten biliyorsunuz ^.^


Her neyse. Kitabımızın ön ve arka kapaklarına bir bakalım. Ön kapakta muhteşem bir mavi göze çarpıyor ve de yazarımızın bir karartması. Bence yazarın tarzına ve kitaba çok uygun olmuş. Üstteki yazar adında kullanılan punto ve renklerse beni benden aldı. Arka kapakta ise kısa bir bilgilendirme yazısı yazılmış yayınevi tarafından. Malum böyle eserler gerçekten de bilgilendirilmeden okunamıyor malesef. Örneğin ben; yazarın böyle bir eseri olduğunu kütüphanede bu kitabı görüp de almasaydım hiçbir zaman bilemeyecektim.



Kitabın adı nereden geliyor diyenler kitabı okuyup bitirdikten sonra anlayacaklar, zira kitabın belli başlı bir konusu yok. Kitabın genelinde işlenen konuların ve hikayeler arası daldan dala atlamaların neticesinde ve yazarın dünyayı bir bulamaca benzeten karakterlerinden yola çıkılarak kitabın adı belirlenmiş de diyebiliriz. Bu da bir derleme eser, yazarımızın 1948 yılında Demokrat İzmir gazetesinde 1 Ocak ile 12 Mayıs tarihleri arasında iki sutün şeklinde dördüncü sayfanın sağ köşesinde tefrika edilmiş. Yazarın yazdığı bu derlemeyi Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencileri öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ömer Faruk Huyugüzel öğrencilerinden Sevilay Öğüt'e mezuniyet tezi konusu olarak vermiş ve o da bu tezi gayet başarılı bir şekilde düzenlemiş. Ve ortaya işte bu şaheser çıkmış. Kendilerini tebrik ediyorum gerçekten.
*

Kitaba aslında tek bir roman demek yanlış olur, bu romanın içerisinde yer alan öyküler yer yer birbiriyle bağlantılı bir kaç hikayeden oluşuyor. Girişte, Edip Mualla adlı bir karakterin yazı yazma çabalarını görürüz. Hemen adından Karaoğlan isimli bir boğanın kısa bir seyahatine misafir oluruz. Bu seyahat sırasında boğanın kaçmasıyla birlikte olaydan etkilenen birkaç karakterin daha hayatlarının derinine ineriz. Bu kişiler nakliye ambarı müdürü Raif Bey, yaşlı Hatça Nine, doktor Muammerdir. Karaoğlan en sonunda yakalanır ve öldürülür. Daha sonra boğanın anısına hürmeten sanırım :) onun da yaşamının geçmiş kısımlarına değinilir. Bodrum'da yaşadığı günler, son sahibi Haşmet Karaoğuz ve eşi Martı'yla tanışılır. Haşmet Bey'in geçmişi ve babası hatta dedesine kadar hayatlar anlatılır. Roman daha sonra hikayeleri sürekli bırakarak başka hikayelere geçer. Sünger dalgıcı Sadık'ın hayatını, gönül verdiği Çakır Kız'ı tanır ve onların yaşamlarının bir kısmına tanıklık ederiz. Ara ara sıkı arkadaş olan, nakliye ambarı Raif, doktor Muammer, evlendirme memuru Nihat ve muharrir Pertev'in kendi hayatlarına ve anılarına dair felsefik konuşmalarına kulak veririz. Sıra Haşmet Bey'le evlenen Martı'ya ve babasına gelir. Onların da yaşamlarının büyük kısmını okuruz, Martı'nın büyümelerine tanıklık ederiz. Hatça Nine ve kızlarının yaşantıları da büyük oranda hikaye edilir. Sünger dalgıçlarının kısa bir macerasını daha izledikten sonra karşılaştığımız karakterlerin sonlarını da görerek kitabımızı bitiririz. İşte kitabımızın özetle konusu böyle...


Kitapta görebildiğiniz üzere bir çok karakter var. Herkes bilir ki karakterleri böyle bol tutmak çoğu zaman okurun kafasını karıştırır, okur birçok kez karakterleri birbirine karıştırır veya hatırlayamaz. Ancak ben bu romanda hiç böyle bir sorunla karşılaşmadım, karakterlerin her biri oldukça etkileyici ve belirgindi. Her birinin kendine has üslubu, yaşantısı vardı, sanki romanda değil de gerçekte yaşıyor gibiydiler.
*

Kitabın en başında Halikarnas Balıkçısı ile ilgili kısa bir bilgi veriliyor. Benim gibi yazarı ilk kez tanıyorsanız bu oldukça işinize yarayabiliyor. Daha sonra Şadan Gökovalı'nın bir sunuş yazısını okuyoruz, ki kendisi yazarın manevi oğlu oluyor. Bu da yine başarılı bir yazı olmuş, üstelik kısa ve öz. Son olarak da Sevilay Öğüt'ün kitap hakkında oldukça fazla spoi vererek yazdığı bir önsöz yazısı var. Bu son yazı hakkında sizleri uyarmam şart arkadaşlar, eğer kitabı okumadan hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsanız içeriğe dair ne var ne yoksa anlatıyor bilmenizi isterim. Yani çok fazla spoi öğrenmek istemiyorsanız okuma işini sona bırakmanızı tavsiye ederim. Ancak ne okuduğumu önce bir anlayayım diyorsanız hemen de okuyabilirsiniz artık size kalmış :)
*
Sayfa sayısı biraz fazla kabul ama punto normal tutulduğu için bu böyle olmuş olabilir. 
*
Kitabın üslubu elbette de 1948 yılına ait, bolca eski kelime mevcut. Uzun cümleler de hiç eksilmiyor. Bu açıdan okurken biraz zorlanmanız çok olası. Bu eski kelimeleri kitabın en arkasında yer alan sözlükten yenileriyle değiştirebilirsiniz eğer isterseniz. .): O sözlüğü çok sevdim .


Kitapta bolca Bodrum ve çevre doğa tasviri yer alıyor. Bunları okurken çoğu zaman sıkıldım ve bunaldım itiraf etmeliyim, zira fazla tasvir bıktırıyor beni.
*
Yine aynı şekilde kitapta olaydan ziyade tasvir, benzetme, karakter tahlili, düşünceleri, kendi kendine diyalogları, felsefi atışmalar vs. de mevcut. Bol aksiyon yok ama aralarda karakterlerin hayatlarıyla birlikte kimi zaman hareketleniyor kitap. İçerisinde pek çok şeyi barındıran bir kitap bu.


Kitaptaki olaylar İzmir, Gerenkuyu, Datça ve Bodrum arasında gelişiyor. Ve Sevilay Hanım'ın da belirttiği gibi deniz-kara insanını tasvirleyip karşılaştırıyor kitap. Yazarımızın Bodrum'da yaşadığını ve isminin de oradan geldiğini bildiğimiz için romanda deniz insanına ve denize duyduğu sevgiyi de derinden görebiliyoruz. Aslında öyle bir anlatmış diyebiliriz ki, denizi sevmeyen insana bile denizi görmeden sevdirir. Ben kendisinin sayesinde Bodrum'u bir kez daha merak ettim ve denizi bir kez daha sevdim.
*
Tam bir Anadolu romanı daha okudum diyebilirim. Son zamanlarda Anadolu'yu efsaneleştiren böyle eserleri okumaya dadandım. Okudukça memleketime bir kez daha hayran oluyorum.


Kitapta Pertev ve Martı ile Handan karakterini sevdim. Özellikle Pertev'in o sivri dili bana birilerini hatırlattı :)) Kitaptaki yer yer nüktedan anlatımları da kendisine borçluyuz :) Ayrıca Dadı dizisindeki Pertev karakteri gibi adına uygun bir karakterdi.
*
Cümlelerin birçoğunda uzunluktan dolayı anlatım bozuklukları vardı. Sevilay Öğüt birçoğunu düzeltmiş olsa da birkaç tane gördüm.
*
Bu kitapta yer alan tasvir ve benzetmelerin birçoğunu daha önce hiç duymamıştım. 
*
Kitapta ön ek olarak Bay ve Bayan kullanılıyordu, bu ekleri alışık olduğumuz gibi sonda isterdim. Bir garip olmuş sanki böyle. Ama eski zamanlarda kullanılan Türkçeye ve ahengine bir kez daha hayran oldum bu kitapta.


Sadık'ın ve diğer sünger avcılarının deniz altındaki maceraları öyle güzel betimlenmişti ki sanki yaşıyor gibiydim ben de. Denizin altını okurken görmüş gibi oldum.:)
*
Kitapta olaylar ara sıra cereyan ettiğinden akıcılık da ara sıra hortluyor. Pek akıcı bir kitap değil bu. Ben bile yaklaşık 12 günde okudum.


Kısacası, Halikarnas Balıkçısı ile henüz tanışmadıysanız ve tanışmak istiyorsanız iyi bir başlangıç olabilir. Güzel bir deniz romanı okumak istiyorsanız, Handan, Pertev ve Martı gibi enfes ölümsüz karakterlerle tanışmak istiyorsanız, bol tasvirli uzun zaman okunacak bir baş ucu kitabı okumak istiyorsanız, eski Türkçe'yi görmek ya da yaşamak istiyorsanız, Bulamaç'ı gerçekten merak ettiyseniz, dört yüz ve üzeri sayfadaki kitap arayışındaysanız, Sevilay Öğüt hanımefendinin bu özenli mezuniyet tezini görmek ve okumak istiyorsanız, özellikle yaz aylarında Bodrum kenarlarında denizi seyrederken okunacak kadar güzel bir roman arayışındaysanız bu kitabı sizlere tavsiye edebilirim. Ancak uzun sayfalı kitaplardan hoşlanmıyorsanız, bol tasvir ve benzetme sevmiyorsanız, eski dili okumakta zorlanıyorsanız, akıcı kitap seviyorsanız, oradan oraya atlayan hikayelerden hoşlanmıyorsanız bu kitaptan uzak durun derim ben!
*
Kitaba puanım: 5


Daha güzel kitap eleştirilerinde de görüşmek dileğiyle...

Kitap dolu günler !

Takipte Kalın




hasibecengizkarakuzu@gmail.com
Herkese sevgiler, 

HC.

































You Might Also Like

0 yorum oku / yaz

Fikrini paylaşırsan çok sevinirim:)))

INSTAGRAM