✿ Kitap Eleştirisi: Beyaz Gemi - Cengiz Aytmatov ✿

23.2.17

Merhaba!

Yeni yazıdan selamlar... Bugün sizlerle okuduğum son kitabı ve yorumlarını paylaşmak istiyorum, dilerseniz hemen başlayalım.

Kitabımız, Ötüken Yayınları'ndan çıkma ve yaklaşık olarak 175 sayfa...


Kitap yine bir kütüphane ganimeti, okuldaki kütüphaneden okumak üzere almıştım ve uzun süredir de rafta öylece bekler dururdu, okumak şimdilere kısmet oldu. Kırgız Edebiyatı dediniz mi hiç düşünmem Cengiz Aytmatov derim hep, kendisini okul yıllarımdan da tanırdım, daha öncesinde Toprak Ana isimli eserini okumuştum, onunda yorumuna blogumdan ulaşabilirsiniz, bu kendisinin okuduğum ikinci eseri oldu.


Kitabı okumak için elbette yazara olan sevgim yetti de arttı bile, çok da severek okudum. Ön ve arka kapakları sanırım yayınevinin özel bir serisine ait olduğundan biraz özel tasarlanmış, özellikle arka kapaktaki kitabı tanıtan ve hatta biraz biraz da yorumlayan muhteşem yazıya bittim gerçekten, çok çok başarılı tebrikler... Böyle önemli yazarlara ve onların eserlerine bu kadar güzel kapaklar tasarlayan yayınevleri kalp ben :)


Kitabımızın biçimsel özelliklerine bakalım: Kitap-yazar-yayınevi ismi, editör vs. bilgilerinden sonra hemen kitaba giriş yapılıyor. Bölümler numaralandırılmış olarak toplamda yedi bölümden oluşuyor. Kitabın sonunda ise 'Beyaz Gemi Üzerine Gerekli Açıklamalar' başlığı altında bizzat yazarımız tarafından kaleme alınmış bir bölüm var ve son sayfada da yazarımızın eserleri listelenerek kitaba son veriliyor.


Kitabın bana göre efsanevi olan konusuna gelecek olursak; Kırgızistan'da ormanda dedesi Mümin, teyzesi Bekey, eniştesi Orozkul, Gülcemal yengesi ve Seydahmet emmisiyle bir de üvey ninesiyle birlikte yaşayan küçük bir çocuğun hikayesidir bu aslında... Dedesinin ağzından anlatılır, küçücük yaşansıtısında anne ve babası ayrılan bir çocuğun yaşadıkları, babasızlığın ve annesizliğin getirdikleri, dedesinin masallarla büyüttüğü bu çocuğun çevrede olan her türlü olaydan nasıl ve ne kadar etkilendiği, teyzesiyle eniştesinin evliliğinde yaşadıkları sorunlar, dedesinin mazlumluğu, çocuğun o minicik saf yüreği ve kötülüğe karşı duruşu, masumiyet, kötülük, toplumsal sorunlar, çocuk kalbinin o temizliği, üvey ninesinin zorbalıkları, yetim ve öksüz olmanın zorlukları, hayaller, arkadaşsız bir çocuğun kendine bulduğu oyunlar ve arkadaşlar, ve o minicik ömre sığan daha pek çok şey... Kitapta öyle çok şey anlatılıyor ki, yazmaya kalksam sanırım bitmeyecek :)


Kitabı genel olarak ana karakterimizin bir çocuk olmasından ötürü Çocuk Kalbi kitabı ile Şeker Portakalı kitaplarına çok benzettim, bu arada Şeker Portakalı kitabının yorumu blogumda mevcuttur, hem çocuk yüreğinin o saflığını tam olarak yansıtabildikleri için, hem de bunu yaparken okuru kendilerine hayran bırakabildikleri için... Bu üç kitap da benim yüreğime işlemiş ve orada derin izler bırakmışlardır. Çoğunlukla ana karakterleri kadın ve çocuk olanlar daha çok yüreklere işliyor, en azından bende durum böyle.
*
Kitabımız, dram türünde yazılmış ve bence yazarın genel olarak en başarılı olduğu tür dram, çünkü Toprak Ana da dram türündeydi. Aslında ben bu türü çok çok sevmiyorum, çok ağlatıyor çünkü ne de olsa yani ister istemez ağlıyorsunuz, o nedenle sevmediğim bir tür, çok çok denk gelmedikçe de okumuyorum çünkü ağlamayı genel olarak sevmiyorum.


Kitapta bizim kültürümüzün ve Orta Asya kültürünün önemli taşlarından olan bir de efsaneye yer veriliyor, Boynuzlu Maral Ana Efsanesi. Ve bu efsaneyi işleyiş ve karakter bünyesinde ele alış bakımından yazarımız resmen topa tutulmuş, çünkü yaşlı Mümin dedemiz bu efsaneye çok fazla inanıyor ve de küçük çocuğa da sıklıkla bu efsaneyi anlatarak onu da aslında inandırıyor ve kitabın sonunda da spoi vermek istemiyorum ama bu efsaneyle alakalı olarak bir kötü son bulunuyor. Artık kime ait, nasıl vs. söylemiyorum ancak bu efsaneye olan inanış ve gönülden bağlanış neticesinde yaşananlar bir sürü Kırgız edebiyat insanının eleştirisine sebep olmuş ve yazarımız kitabın sonunda yer alan 'Beyaz Gemi Üzerine Gerekli Açıklamalar' kısmında iki kişiye ismen hitap ederek cevap veriyor. Bence yazarın kitap ve sonu hakkındaki kararlarına saygı duymak ve kitabı da sonunu da her ne kadar sevmesek de böyle kabul etmek düşüyor herkese...
*
Çocukların o büyülü, saf, temiz ve her şeye inanan dünyasında başka bir çocuğu daha tanıdık, ancak yazarımız çocuğa neden bir isim vermemiş halen daha şaşırırım. Yazarımızın bunu herhangi bir çocuğu anlatmak için ya da bu çocuğu özellikle isimlendirerek kişiselleştirmemek için böyle bir yol seçmiş olabilir ?


Kitabın sayfa sayısı oldukça az ancak okuması biraz zahmetli ne de olsa yöresel bir eser, birkaç yerde de yöresel kelimeler muhafaza edilerek çevirisi alt kısımda dipnot olarak sunulmuş. Kitabın puntosunu ise biraz küçük buldum, okurken biraz zorladı :(
*
Kitabın dili günlük konuşma dili ancak yine de çok akıcı olduğunu söyleyemeyeceğim. Kitabın en belirgin özelliği ise, inanılmaz manzara tasvirlerine sahip olduğudur. Ormanlık bir alanda geçiyor olmasına rağmen, o dağ, o vadi, o çay ve kitapta görebildiğiniz her şeyin inanılmaz tasvirini yapıyor yazarımız, insanın oralarda olası geliyor... Dağ, orman, geyikler, çam ağaçları ve buna benzer her şeyin görsel olarak da yazılı olarak da halini sunuyor sanki yazar. Okurlar ne kadar da şanslılar öyle değil mi?


Kitap ormanlık alanda geçiyorsa gemi hele de beyaz gemi ne alaka diyebilirsiniz, spoi vermek istemem ama bu yine bizim minik kahramanımızın hayal gücünün bir ürünü diyebiliriz :)
*
Kitap bir ilkokulun kütüphanesinde yer aldığından aslında çocuklarla veya bir çocuk kahramanla alakalı olduğunu düşünmem gerekirdi, bence her okulun kütüphanesinde yer almalı. Çocuklara bence en çok hayvan sevgisini aşılıyor, aynı zamanda büyükler için de bir çocuk için anne babanın ne demek olduğunu anlattığı ve anne babasız kalan çocukların hislerine tercüman olduğu ve gerçek bir toplumsal analiz yaptığı ve bu analizi kötü karakterle birlikte okurlara sunduğundan dolayı önemlidir. Kitapta öne çıkan iki karakter ikisi de masum ve mazlum, dede ile çocuk da aslında pek çok mesaj verir bizlere...
*
Kitapta genel olarak; anne -baba özlemi, hayvan sevgisi, kutsal değerlere olan inanış, iyilik ve kötülüğün yüzyıllardır süregelen savaşı, kadın - erkek eşitsizliği, aile içi şiddet, evlilik sorunları, Kırgızların geçmişten bugüne kutsal değerlere olan bağlılıklarının ve inanışlarının azalması, yaşlılık, çaresizlik gibi konulara değiniliyor. Bunu özellikle karakterlerin duygu ve düşüncelerini diyaloglarla harmanlayarak okura aktarıyor yazar...
*
Kitapta sevmediğim birkaç şey de oldu elbette: İyinin çok iyi, kötününse çok kötü olarak yansıtılması. Orozkul, içki içen, karısını döven, yaşlılara kötü davranan, kibirli, şımarık, yalancı, verdiği sözde durmayan zalim bir adamken, dedesi; iyilik timsali, kimseye zararı dokunmayan, herkesin yardımına koşan, her işi yapan ve yetim bir çocuğa analık babalık eden, masallara inanan birisi. Yazar karakterlerin tüm hayatlarını ele almadığından sanırım durum böyledir, çünkü hiç kimse bence ne tam manasıyla iyi olabilir, ne de tam manasıyla kötü olabilir.
*
Fazla akıcı olmayan ancak Kırgız edebiyatının dram türündeki eserlerine olan hayran olan benim gibiler için aslında biçilmiş kaftan olan bu eseri, okumayı seven herkese tavsiye ediyorum. Okuyun, hatta çocuklarınıza okutturun ve bu minik yüreğe sizler de dokunun... Benim bu güzel esere dair yorumlarım böyleydi, umarım keyifle okudunuz :) Yeni yazılarda da görüşmek dileğiyle! Yazımı beğendiyseniz sosyal medyada paylaşmayı ve blogumu sağ üst köşeden takibe almayı unutmayın :) Eğer beni sosyal medyadan da takip ederseniz yeni yazılarımdan ilk haberdar olanlardan olabilirsiniz...


Takipte Kalın





hasibecengizkarakuzu@gmail.com
Herkese sevgiler, 

H. ♥️

You Might Also Like

2 yorum oku / yaz

  1. uzun zaman önce okuduğumu senin yorumunu okuyunca hatırladım ama tekrar okumakta fayda var uzun yıllar geçince insan unutuyor

    YanıtlaSil
  2. Yazarın okuduğum tek kitabı ancak çok etkilenmiştim :)

    YanıtlaSil

Fikrini paylaşırsan çok sevinirim:)))