✿ Kitap Eleştirisi : Fatih - Harbiye : Peyami Safa ✿

28.8.15

Merhabalar,

Güzel bir Cuma gününden herkese kocaman selamlar... Cumanız mübarek olsun :) Bugün sizlerle son zamanlarda okuduğum ve bir önceki gece bitirdiğim Peyami Safa'nın ölümsüz eseri Fatih Harbiye'nin eleştirilerini ve yorumlarımı paylaşmak üzere blogumdayım.. Sözü fazla uzatmadan hemen başlayalım :)

Kitabımız Ötüken Yayınları'ndan çıkma ve yaklaşık olarak 138 sayfa...


Benim kendi kütüphaneme ait olan bu güzel eseri annemleri ziyaret etmeye gittğimde Bursa'da bulup kısacık olmasından dolayı yanımda getirmiştim. Zira Katre-i Matem çok kalın geldiğinden arada böyle ince kitaplar okumak istiyorum. O sebeple uzun zamandır elimde olan ama bir türlü okumak nasip olmayan bu güzel eseri de aradan çıkarmış oldum ^^
*
Kitabımızın kapak tasarımları ise gerçekten büyüleyici. Ben hem ön hem de arka kapağına ayrı ayrı bayıldım. Çizim şeklinde düzenlenen birkaç eski Fatih evini eserin ve yazarın ismi resimleştirilerek tamamlanmış. Bayıldım, kesinlikle kitaplığımın en güzel yerinde kalmaya devam edecek, sırf kapağından dolayı. Aşağıdaki resimde ön ve arka kapağını net bir şekilde görebilirsiniz. :)


Eserin konusuna gelince, gerçi şu ana kadar herkesin az çok bir fikri olmuştur çünkü meşhur bir eser, üstelik de yakın zamanda Show Tv'de yayınlanan bir de dizi versiyonu çekildi, arka kapakta çok fazla kapalı bir anlatımla ifade edilmiş olsa da ben biraz açmak istiyorum: Neriman ailelerinin karşı çıkmasına rağmen evlenmekte diretmiş ve bu sebeple aileleriyle araları açılmış iki büyük aşığın tek çocuğudur. Annesi ilk çocukluk yıllarında vefat ettikten sonra babası emekliye ayrılarak daha küçük bir eve taşınmış ve bu evi de Fatih'de seçmiştir. O zamana kadar lüks içinde ve köşklerde büyüyen Neriman bu durumu çok yadırgamış ve halen alışamamıştır. Yaşadıkları dönemde Cumhuriyet'in yeni yıllarında o dönemin koşullarında evleri güzel bile olsa Fatih semti onda yer bulamamıştır. Konservatuara giden Neriman ut çalmaktadır ve Şinasi'nin kız kardeşi Nezahet ile tanışmıştır. Nezahet ile birlikte okula gidip gelen Neriman Nezahet'in ağabeyi Şinasi ile de tanışmıştır ve artık Şinasi Nerimanlara sürekli gidip gelen ailenin ikinci bir evladı gibi olmuştur. Şinasi ile ruh bakımından aynı yaradılmış olan Neriman'ın zavallı ihtiyar babası Faiz Bey, Şinasi'yi çok sevmektedir ve evlerine sürekli gidip gelmesinde bir kötülük görmediği gibi, kızıyla daha yakın ilişkiler kurarak evlenmelerini istemektedir. Şinasi ile Neriman hem arkadaş hem sevgili arasında bir ilişki yaşarlarken bir gün Neriman Darülelhan'ın ( Konservatuar'ın), Alafranga kısmında Macit isimli sosyetik bir gençle tanışır ve o günden sonra hayatlarında istemsiz değişiklikler baş gösterir. Bu değişiklikler hem Şinasi'nin hem Neriman'ın hem de Faiz Bey'in hayatında derin etkilere sebep olur ve bu durum üçünü içinden çıkılmaz durumlara sevk eder... Neriman artık eski Neriman değildir...


Konuyu bu kadar uzun anlattığımı fark etmeden yazmışım, şimdi bir de baktım neredeyse bir yaprak doldurmuşum ^^  Ancak okurken sıkılacağınızı düşünmüyorum ^^ Çünkü oldukça akıcı bir şekilde aktarmaya gayret gösterdim. Kitabı okurken çok şaşırdığımı itiraf etmeliyim çünkü ben Fatih - Harbiye eserini okumadan önce yapılan dizisinin fenomeniydim ve deliler gibi izliyordum. Orada da hikaye olabildiğince değiştirilmiş ve günümüze uyarlanmıştı. Birçok belli başlı değişiklikler var kitapla dizi arasında, bunları görünce bir afalladım ama bence her zamanki gibi kitap çok daha başarılı... Hiçbir zaman dizi yahut film kitabın yani eserin yerini tutamıyor :(


Kitabın konusu arka kapakta dediğim gibi çok fazla kapalı aktarılmıştı: Tanzimattan kopup gelen Milli Mücadele ve sonrasındaki yıllarda alevlenen batılılaşma hareketlerinin Türk tipinde ve cemiyetindeki etkilerini anlatır dese de bir kişinin yani daha doğrusu kitapta Şinasi'nin, Faiz Bey'in ve Neriman'ın bakış açısından ayrı ayrı anlatıldığı için üç kişinin bakış açısından yansıtılıyor. Üç kişinin toplumu temsil edişine bakılarak aslında genel bir kanıya varılmamalı bence ama kitapta birkaç bakış açısı aktarılarak toplumun farklı kesimlerinin nabızlarının tutulduğu doğru ^^


Kitapta üç baş karakter var ve bizler tüm olayı ,yani aslında bu kişilerin hayatlarından bir kesiti, bu karakterlerin gözlerinden görüyoruz. Olayları yaşayan Neriman kendi bakış açısından Fatih'i, Fatih semtini nasıl gördüğünü, kendisinde uyandırdığı hatıralar ile kötü anıları, Beyoğlu'nu, Beyoğlu'nu anımsatan resimleri, Macit'i, yaşadıklarını, Şinasi'ye karşı duyduğu sevgi ile onun istediği gibi biri olamamasına karşı duyduğu öfkeyi, Şinasi'nin vurdumduymazlığına ve sessizliğine olan kızgınlığını, yaşamak istediklerini, Macit'in ona sunabileceği şeylerin hayalini, içinden geçenleri anlatıyor bizlere... Şinasi ise tanıdığı Neriman'ın birkaç ayda nasıl bu kadar değişebildiğini, hayatını, Neriman'da oluşan değişiklikleri, sebeplerini, Macit'i, Macit'in ve Beyoğlu'nun Neriman'a olan etkilerini, bu etkilerin sonuçlarını, kendi içinde olan ve içinde kalmaya mecbur olan derin hislerini, Neriman'a karşı duyduğu sevgi ile öfkenin arasındaki uçurumu, Faiz Bey'e olan saygısını, bu saygısından Neriman'a olan sabrını vs. öyle güzel anlatıyor ki.. Faiz bey ise bizlere, Türk edebiyatını, bu edebiyata tasavvufa karşı duyduğu sevgiyi, kızı Neriman'ı, sevdiği kadından geriye kalan tek emanetin nasıl rüzgarlarla savrulduğunu, kızının istediklerini yerine getiremeyen bir babanın duygularını, Neriman'a karşı olan sabrını, Neriman'ın açgözlülüğü ve özenti anlayışı, musikiye olan öfkesinin nedenlerini öyle güzel anlatıyor ki kendi bakış açısından... Siz sadece oturup bu üç kişinin hayatını bir karşılaşmanın nasıl değiştirdiğini okuyor ve hayretler içerisinde kalıyorsunuz...


Hayretler içinde kalıyorsunuz, batılılaşma ve garplılaşma bu kadar yanlış nasıl bir milletin içerisine işler, nasıl yanlış anlaşılanlar o millet tarafından böyle kanıksanır, Batılılaşma denen şeyin ne olduğu bu gün bile halen yeterince iyi anlaşılamamış olsa bile anlaşılamaması yanlış anlaşılmasından efdaldir. Evet kitabın ana temasında gencecik bir kızın lükse, Şark ve Garp'a bakış açısı, Şarkı ve Garp'ı aslında ne derece yanlış anlayabileceği, ve bu yanlış anlayışın neticeleri, hem kişinin kendi hayatına hem de etrafındaki insanların hayatlarına olan etkileri vs. öyle güzel anlatılıyor ki... Çok mühim bir meseleye değinmesine rağmen ben eseri biraz kısa buldum malesef... Öyle geniş bir konu ki bu, ciltlere sığmaz gerçi, Türklerin Şarklılaşmadan uzaklaşarak Garplılaşma hareketleri... Ancak biraz daha ayrıntılı değinilebilinirdi, 138 sayfa bana göre çok üstünkörü geçilmiş gibi sanki !


Kitabın içeriğine dair bu kadar konuştuktan sonra biraz da biçimine değinelim: Uzun bölümler halinde yazılan eserde bolca eski kelime bulmak mümkün. Bu eski kelimeleri sevmeme rağmen bir süre sonra gerçekten sıklığından bıkkınlık geldi ve sıkıldım, anlayamadığım çok kelime vardı, keşke bu kelimeler dipnotlarla kelimenin kendi sayfasına yazılsaydı da hemen bakıp görebilme imkanımız olsaydı. Arka kısımda yer alan Sözlük evet güzel bir fikir, ancak her seferinde arkaya bakmak pek güzel olmadı ! Ayrıca bu eski kelimeler, emin olun azımsanamayacak kadar çoklar, kitabın akıcılığına epey darbe vurmuştu. Zaten bir olay romanından ziyade bir psikoloji romanıydı, durgundu.


Kitabın en başında yer alan Peyami Safa'nın hayatı çok güzel düşünülmüş, hatta işlediği tüm eserleri güzel bir şekilde sıralanmış. Burada en çok inceleme denemeleri ilgimi çekti, özellikle zaten başlıkları çok ilgi çekici: Büyük Avrupa anketi, Nasyonalizm, Sosyalizm, Doğu Batı Sentezi, Kadın-Aşk-Aile bunlardan sadece birkaçı. Bulursam kaçırmayacağım sanırım ^^ Sonrasında Ötüken'in kendi yorumunu içeren 'Birkaç Söz' kısmı da bence çok değerliydi. Aslında keşke her yayın evi yapsa!


Kitapta elbette zıtlıkların veya Şarklılığın, Garplılığın iki semt üzerinden yapılması hoşuma gitmedi, bu yüzden kitabın adını da pek sevebildiğimi söyleyemem. Ancak Neriman ve Şinasi gibi bir şey olsaydı da çok sıradan olabilirdi, bu başlık daha çok içerdiği batılılaşma olayını gözler önüne serdiğinden tercih edilmiş olabilir, ancak Fatih'i hiç gitmemiş görmemiş olsam da yine de bu kadar aşağılanmasına -bunu yapan kitaptaki bir karakter olsa dahi- içim razı gelmedi :(
*
Diziye yukarıda daha önce de değindim; devam edeyim. Örneğin, dizideki Faiz bey hiç de kitapta tasvir edildiği gibi ak sakallı bir ihtiyar değildi, zavallı hiç değildi, aksine eşinin ölümünden sonra bile ayakta kalabilmiş gayet kültürlü bir bey gibi duruyordu ve epey de medeniydi. En büyük bombayı ise ben Gülter'de yaşadım: Gülter evin hizmetçisiymiş normalde, yani Neriman'ın halası falan değilmiş. Ben şok ! Bu arada Neriman'ın da dizidekine hiç benzemeyen bir mizacı olduğunu eklemeliyim: Neriman kitapta acımasız hatta biraz da zalim bir kız. Gülter'e, babasına ve Şinasi'ye olan davranışlarını hiç beğenmedim ve bu açıdan dizideki Neriman'ı daha bir sevdim :)


Kitapta önemli bir konu ele alınıyor olsa da insanların psikolojileri, davranışlara karşı verdikleri tepkiler, duygu ve düşünceleri de bir o kadar ön plandaydı. Hatta bazı yerlerde özellikle sondaki toplantıda felsefe de epey bir gün yüzüne çıktı. O toplantıda bu önemli konu - Şarklı iken Garplı olmaya heves etme, ki orada da Darülelhan'ın Alaturka kısmının lağvedilmesi ele alınıyordu- daha bir irdelenebilir, karakterler üzerinden farklı bakış açısı ile sunulabilir, daha bir incelenebilirdi. Son bağlama konusunda kesinlikle Safa'nın çok aceleci davrandığını düşünüyorum. Sanki kitabı aheste aheste yazarken bir anda sıkılmış da bir sonla ama ne olursa olsun bu son herhangi bir sonla bağlama gereği duymuş gibiydi. Bir anda kesildi konu ve sayfalar boyu kararsız Neriman bir kıssayla hemencecik verdi kararını. Karar verme safhasında biraz daha özen ve itina arardım.
*
Yazarın kitapta inanılmaz değişik benzetmeleri var: Örneğin; İstanbul'un bu iki zıt semtinin Kabil ile New York kadar uzak ve zıt olduğunu benzetme yaparak vurguluyor ve bu iki semti bu iki eyalete benzetiyor. Ne kadar doğru ne kadar yanlış bilemem, bu iki semte de uğramadan bitti şimdilik İstanbul hikayem :) Yine değişik bir benzetmeyi de Neriman kendi kafasında yapıyor: Kucağında Sarman uyurken, kediden ilham alarak Şarkı uyuz ve tembel bir hayvan olan kediye, Garp'ı ise uyanık ve atik bir hayvan olan köpeğe benzetiyor. Ve Şarklıları sevmediğini bir kez daha vurguluyor, zalim demiştim size. Sonrasında kediyi de tekmeyle uzaklaştırıyor ! :(


Kitapta Şinasi'yi de hiç sevemedim üzgünüm ama galiba kitapta tek sevdiğim karakter Faiz Bey ile zavallı Gülter oldu galiba ! Şinasi kitapta, durgun, suskun, Neriman'la babasının zoru ve ona karşı duyduğu saygıdan dolayı evlenecek olan, Neriman'dan hiç aşkla bahsetmeyen-öpüşmüş olmalarına karşın- biri. Aşkın kitapta hem Neriman'da hem Şinasi'de hem de Macit'de eksikliği öyle göze çarpıyor ki! Dizideki aşk daha bir gerçekçiydi resmen !


Kitabı okurken Beyoğlu'nu düşündüm, yani o zamanlar bile kızların ilgisini çeken bir Beyoğluymuş. Fatih ise daha ziyade mutaassıp insanların oturduğu, ailelerin barındığı bir yer şeklinde anlatılmış. Mahalle kahveleri, ezan sesleri-ha bu arada Neriman'ı ezan sesleri de rahatsız ediyordu, işte buna çok çok şaşırdım- insanların giyim kuşamları Fatih'in belirgin özellikleri şeklinde aktarılmış. Semtleri tanıtmada özellikle Beyoğlu'nu tanıtmada yazarın eksik kaldığını düşünüyorum, bir kızın hatta bir değil bir çok kızın aklını çelen bir Beyoğlu bu kadar basit tasvirlenmemeliydi.


Kitapta Batılılaşma özentileri özellikle sanırım bir kadın üzerinden vurgulanmış, zira kitapta kadınların gözleriyle medeniyeti tarttıkları ve görselliğine göre bir şeyin medeni olup olmadığına karar verdikleri anlatılıyor. Neriman da genç bir kız olarak Beyoğlu'nun cazibesine kapılıyor ve medeniyeti, güzeli buralarda camekan vitrinlerinde buluyor. Ben buna kısmen katılıyorum, ancak yazar en sonunda hepimizin hemfikir olduğu konuya geliyor: Batının iyi yanlarını alıp kendi kültürümüzden ödün vermeden muasır medeniyetler seviyesini en yakın zamanda yakalamak !


Kitaptaki mekan ve karakter tasviri yokluğu da dikkatimi çekti ! Ayrıca yine Neriman'ın sık sık bayılmaları da dikkat çekiciydi, ya sinir hastalığı vardı yahut da sara hastalığı olabilir ancak yazar bundan kesinlikle söz etmiyordu. Ama bayılıp durması ve Şinasi'nin o sessizliği gerçekten sabrımı taşırdı !


Evet arkadaşlar, kitapta bolca Şarklı yani Doğulu, Garplı yani Batılı insandan, yaşayış şekillerinden dem vurularak bu ikisi arasındaki farklar eşeleniyor ve özenti olmanın sonuçları vurgulanıyor da diyebiliriz. Ben kitaptaki karakter azlığını da sevdim, Macit'in sadece bu kadar büyük bir etki yaratmasına rağmen kitabın içerisinde daha fazla olmasını isterdim. Bir iki diyalog sonrasında haber alamadık kendisinden. Yine kitapta Şinasi'nin ailesine de fazla girilmemiş, olay üç kişi arasında cerayan eden haliyle sunulmuş. Kitabın dili gerçekten de herkese hitap etmiyor malesef ama azmederek bu kısacık hikayeyi bitirmek de pekala mümkün !


Kısacası, kısa sayfalı bir kitap arayışında olanlara, Peyami Safa hayranlarına, Fatih Harbiye isimli eseri merak edenlere, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki ortamı merak edenlere, Fatih semtini merak edenlere, Neriman'ı Şinasi'yi ve Faiz Bey'i merak edenlere, eski kelimelerle nostaljik bir yolculuğa çıkmak isteyenlere, Safa romanlarını ve hikayelerini merak edenlere, toplumsal bir meseleye ışık tutan bir eser okumak isteyenlere, bol felsefe ve psikoloji içeren kitaplardan hoşlanan, düşünmeyi ve tartışmayı sevenlere bu kitabı mutlaka okuyun derim ben ! Hatta okumakla kalmayıp kütüphanenizde baş köşeyi de sunabilirsiniz ona ! Ancak, sinir olabileceğiniz karakterleri hafızanıza katmak istemiyorsanız, kısa kitaplardan hoşlanmıyorsanız, dönem romanları okumayı sevmiyorsanız, Safa'yı sevmiyorsanız bu kitaptan uzak durun derim ben !


Benim Fatih Harbiye yorumum böyleydi, umarım hoşunuza gitmiştir, sonraki kitap eleştirilerimde de buluşalım !

Kitaba puanım: 4

Takipte Kalın




hasibecengizkarakuzu@gmail.com
Herkese sevgiler, 

HC













You Might Also Like

2 yorum oku / yaz

  1. Lise yıllarımda okumuştum bu romana hemen bitivermişti:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok kısa zaten malesef :( Hemen bitiveriyor...

      Sil

Fikrini paylaşırsan çok sevinirim:)))