✿ Kitap Eleştirisi: Katre-i Matem : İskender Pala ✿

18.8.15

Herkese merhaba !

Bu güzel günde sizlerle okuduğum son kitabın eleştiri ve yorumlarını paylaşmak üzere blogumdayım... Uzunca bir süredir kitap eleştirisi paylaşmıyordum, nihayet okuyup bitirdim ve hemen sizlerle paylaşarak yeni bir kitaba başlamak istedim... Lafı çok da fazla uzatmadan başlayalım hemen...

Kitabımız - benim okuduğum bir cep boy idi- Kapı Yayınları'ndan çıkma ve yaklaşık olarak 519 sayfa...


Kitabı İskender Pala ismini kitabın üzerinde görmemle almam bir oldu, A101'den satın almıştım galiba, yani kendi kütüphaneme ait bir kitap. Cep boy kitaplarda fiyatlar gerçekten çok uygun oluyor, üstelik taşıma vs. gibi alanlarda da büyük avantaj yaratıyor. Ben küçük çantalarıma bile sığdırabiliyorum :))
*
Kitabın tasarımına aşık olmamak elde mi bilemiyorum ama ben ön kapak, arka kapak, seçilen renk ve desen ahengi bakımından her şeyine on üzerinden on beş veriyorum. Çok ama çok beğendim gerçekten, özellikle üzerindeki lale çini desenleri kitabın içeriğine ve geçtiği zaman dilimine pek bir uymuş. Yalnız arka kapak yazısı çok lirik, çok şiirsel olsa da kitabın içeriğine, konusuna dair hiçbir ipucu vermediği ya da bunu gayet üstü kapalı yaptığı için pek hoşuma gitmedi, gerçi İskender Pala'nın adı geçtikten sonra bir kitabı okumaya gözüm kapalı bile başlarım ben ama yine de okumak üzere olduğum şeyi hiç değilse ucundan kıyısından bilmek isterdim ^^


Kitabın konusundan kısaca bahsetmek istiyorum: Kitabımız Osmanlı devletinin en şaşaalı dönemlerinden biri olan Lale Devri'nde geçen bir hikayeyi konu ediniyor. Şahin lakaplı Ahmet annesi Itır Banu'yu kaybettikten sonra deli gibi aşık olduğu ve evlenmek istediği Nakşıgül isimli genç kızla evlenir. Ancak gerdek gecesinin sabahında Nakşıgül korkunç bir cinayete kurban gider. Nakşıgül'ün bütün uzuvları kesilmiş, odanın çeşitli yerlerine altınlarla birlikte saçılmıştır ve başı kayıptır. Bu korkunç olaydan Şahin mesul tutulmuş ve itirafını almak üzere hapislerde işkencelere yatırılmıştır. Şahin bu korkunç durumdayken aynı dönemde başka bir yerde annesinden koparılan Yusuf isimli bir genç de aşık olduğu kızın babası tarafından suçlanmakta, ırz düşmanlığı, hırsızlık ile ve delilikle bimarhanede (akıl hastahanesinde) tutulmaktadır. Benzer zamanlarda bulundukları yerden kaçmayı başaran bu iki genç Gedikpaşa Külhanı'nda bir yere sığınarak dilenci olarak saklanmayı başarırlar. Bu esnada külhanın adeti gereği kardeş olmuşlardır. Biri sevdiği kadının katillerini bulmak istemekte diğeri de sevdiğine kavuşmak istemektedir. Birbirlerine yardım ederken bir yandan da saklanmak ve iyice karmaşıklaşan Osmanlı devletinde isyanlar arasında ölmeden sağ kalmak zorundadırlar... Ellerindeki tek ipucu ise Nakşıgül'ün öldüğü sabah avucunda bulunan bir lale soğanıdır...


Evet konuyu üstünkörü ancak bu kadar aktarabildim sizlere, daha ilerisi epey bir kitabı anlatmak olacaktı. Aslında konu çok karmaşık bu anlattıklarım bile konunun bir kısmı. Çünkü gerçekten tarihi bir kaynak niteliğinde bu eser. Osmanlı sarayında ve halkın içinde geçen entrikaları ve bu entrikaların çevreye yaydığı yankıları bu kadar kolay anlatılamaz elbette.
*
Kitabın kapağından son sayfasına kadar Osmanlı Devleti havasına hakim olduğunu ve Osmanlı koktuğunu söylemek mümkün. Girer girmez de hem masalsı ve efsanevi girişi sebebiyle hem de bir tarihçinin anlattığının bir bölüm halinde yazılması sebebiyle tam bir tarihi kaynak olduğunu söyleyebiliriz.


Kitabımız üç bölüm halinde sunuluyor,66 küçük bölümle de nihayetleniyor. Bu sualler tarihçimizin bulduğu kitabın bir bölümünde başlık olarak sunuluyor ve '66 Soruda Cinayet' diye adlandırılıyor. Sualler birbirinden güzel ve ayrı birer mana taşıyorlar.
*
Kitapta padişah III. Ahmed ve onunla birlikte yaşanan dönemler, Lale devrindeki savurganlık, halkın fakirliğine inat saray eşrafının ve akrabalarının zenginliği, halkın ve sarayın zıtlığı, Lale devrindeki yerli ve yabancı toplulukların lale aşkı, Lale devrine adını veren lale sevdası, Osmanlı devletinde İstanbul'un hali vs. inanılmaz bir güzellik ve ayrıntıyla açıklanıyor, o dönemin atmosferinin kitaba gayet iyi yansıtıldığı kanaatindeyim, sanki yaşıyorsunuz gibi.


O kadar akıcı bir hikaye ki, bölümler farklı kişiler üzerinde başlayıp bitse bile akıcılığı kaybetmiyor. Kitabın tümevarım usulüyle yazıldığını söyleyebiliriz, farklı hikayeler en sonda tek bir sona bağlanıyor.
*
Kitapta ilk gözünüze çarpacak hatta gözünüzü delecek kadar dikkatinizi çekecek şey karakter ve mekan bolluğu olabilir. Sonuçta koskoca bir İstanbul'dan söz ediyoruz, işlenen faili meçhul cinayetlerden, şehzade olduğundan haberi olmayan bir şehzadeden... İnanılmaz bir karakter bolluğu olmasına rağmen hiçbir karakteri karıştırmıyorsunuz, öyle keskinler ve sağlamlar ki... Ancak bu karakterler, bu açığa çıkmayan şehzade gerçek mi bilemedim doğrusu.


Kitapta bolca şiir ve gazel okuyoruz, dönem meclislerinde olduğu üzere. Hepsinin günümüz Türkçesine çevrilmiş hali de dipnot olarak sunulmuş aynı sayfada, okurken zorlanmıyorsunuz yani !
*
Kitabın dili bana göre büyülü, kesinlikle anlaması zor değil, Sadece tasvirlerin ve benzetmelerin, ayrıntılı ve bol süslü olmasından dolayı kimi yerlerde gözünüzde canlandıramama sorunu yaşıyorsunuz o kadar...
*
Kitapta lale ve lalenin Türklükle ilişkisi, yabancıların laleye 'Tulip, Tulipan' adını nereden verdiklerini, lalenin ana vatanının nasıl Hollanda olarak bilindiği, lalenin ana vatanının Türklük ve İstanbul olduğu, İstanbul'da lale zamanı, değişik renk ve güzellikteki lalelerin zenginlere satıldığı ve isimlendirilerek açık arttırmada satıldığı lale encümenlerini, ve kısacası laleye dair Hafız Çelebi üstadın bildiği her şeyi öğreniyoruz. Bir lale kitabı gibi...


Ben kitabın inanılmaz zengin bir içeriğe sahip olduğunu söyleyebilirim, ben bu kadar derin ve kapsamlı bilgilerin tek bir kitaba hem de bu kadar gizemli bir olayın içerisinde sıkıştırılmasını istemezdim, belki iki kitap halinde yazılarak biraz daha kapsamlı ve kısa olabilirdi. Kalın kitaplardan ürkenler çok ne de olsa... Böylece bu güzel kitaptan ve içerdiği enfes bilgilerden herkes haberdar olabilirdi.
*
Polisiye de içermesi benim için ayrı bir güzel oldu, zira ben sadece tarihi kitapları bile seven biriyim, hem tarihi hem polisiye olunca tadından yenmedi:))


Kitapta tarihi açıdan çok önemli bir de olay aktarılıyor: Patrona Halil isyanı. Tarih kitaplarında bu isyan da diğer tüm isyanlar gibi üstün körü geçilse de bu kitapta inanılmaz detaylandırılarak aktarılıyor. Patrona Halil isyanının olumlu ve olumsuz etkileri, bu isyana sebebiyet verenlerin gerçek kimlikleri, isyanın oluşum aşaması, oluşurken çevrilen entrikalar, sarayın halktan kopukluğu, isyanın neticeleri ile sonuçları ve ileriki süreçte yaşanacaklar vs. büyük titizliklerle açıklanıyor. Bu aşamada Patrona Halil'in masum Arnavut bir esnaf olduğu, yanındaki gürühun işsiz güçsüz evsiz takımından olduğunu ve onların halkı galeyana getirerek yağmayı mübah gördüklerini, güzelim İstanbul'un bu süreçte yakılıp yağmalandığını öğrenmiş olduk. İsyanın sonuçları da süreci de kitabımızın sonunda epey etkili oldu.
*
Kitabı okurken bir kez bile sıkıldığımı hatırlamıyorum ancak şu da bir gerçek ki tam gerçeği öğrenmek üzere Şahin ve arkadaşlarıyla ilerlerken saray veya vezirin yaşantısına da bir göz atmamız beni çileden çıkardı :( Çünkü sonucu gerçekten de merak ediyordum. Ayrıca çoğu kişide ortak fikir olacaktır, Patrona Halil İsyanı hem kitabı sürecinden çıkarmış hem de uzatmıştı. Fazla ayrıntılı olması öyle ancak kahramanımız Kara Şahin bizleri bu süreçte de hiç yalnız bırakmadığından olaydan pek kopmadım ben. Ayrıca kitabın sonunda bu isyanın anlatılma nedenlerini daha iyi anlıyoruz.


Kitabın adı hakkında hiç yazmamışım, şimdi farkettim. Eski bir isim günümüze çevrilince ' Katre-i Matem' adı 'Matem Damlası' adını alıyor... Bu ismin nereden geldiğini ve ne amaçla konduğunu ise yüz yetmiş küsurlu sayfalarda anlıyoruz.
*
Kitapta bir karakterin birden fazla adı, sanı, lakabı ve yaşamı olsa da karıştırmıyoruz demiştim. Ben bu sağlam karakterlerden aslında hepsini çok sevdim ama sıralamam gerekirse : Hafız Çelebi, Topaç Yeye ( Yanık Yusuf), Kara Şahin, Hörükız, Şehnaz derdim sanırım... Hepsi de birbirinden güzel yürekli insanlar...
*
Kitapta Osmanlı devrinde herkesin bir soy isim yerine lakabı olmasından dolayı bol lakaplı karakterler mevcut. Her bir karakter kendine has bir lakap ediniyor ya da tanışları ona lakap takıyorlar. Üç Hilal Cemiyeti'nin varlığından bu kitapla haberdar oldum da denebilir.


Okuduğum aklımda kalacak en güzel kitaplardandı diyebilirim. Sadece normal okuma süremi uzatan bir kitap oldu, bittiğine de hem sevindim hem de üzüldüm.
*
Kitapta bir şey dikkatimi çekti: Yazarımız bilgilendirme yaparken çeşitli konularda bunu sanki hiç bilmiyormuşuz gibi yapmış, sanırım kitaplarının yabancı ülkelerde de okunup beğeniliyor olmasından dolayı. Bu beni biraz üzse de yine de birçok konuda bilgilenmiş oldum ^^
*
Kitapta bazı suallerde yani bölümlerde diyebiliriz biz buna, yeri geldikçe bazı hikayeler paylaşılmış. Bu hikayelerin ismi kalın olarak yazılarak bölüm sonunda 'derkenar' olarak sunulmuş. Bu derkenar hikayeleri de ayrı ayrı güzeldi ve ayrı ayrı özenli seçilmişti. Bayıldım !


Kısacası, Osmanlı atmosferinde yaşanan şahane bir macera kitabı okumak isteyenlere, Lale devrini ve Osmanlı devletine etkilerini merak edenlere, lale hakkında merak ettikleri olanlara, lale ile kaplumbağa arasındaki ilişkiyi merak edenlere, bu yüzyıldan çıkıp geçmişe gitmek isteyenlere, dolu dolu bir kitap arayışında olanlara- ki ne de azdır böyle güzellikte ve zenginlikte kitaplar-, kalın kitaplardan hoşlananlara, İskender Pala hayranlarına, Katre-i Matem'i merak edenlere ( halbuki gözümüzün önünde somut hali mevcutmuş), Katre-i Hayat'ı merak edenlere, Kara Şahin'i, Topaç Yeye'yi, Nakşıgül'ü, Aslan Ağa'yı, Tomruk Emini'ni, Vezir-i Azam Damat İbrahim Paşa'yı merak edenlere, Şehnaz ile Yeye'nin dilsiz aşkını, Şahin ile Nakşıgül'ün hazin sonunu merak edenlere mutlaka ama mutlaka bu kitabı okumalarını tavsiye ediyorum. Ancak Osmanlı dönemlerine kitaplarda da olsa tahammül edemiyorsanız, kalın kitaplardan hoşlanmıyorsanız, ve de durabiliyorsanız bu kitaptan uzak durun derim ben ! ( Aslında herkesin okumasını dilediğim bir eser !)

Kitaba puanım: 5

Diğer İskender Pala kitaplarıma ve eleştirilerime de bakabilirsiniz:


Daha güzel kitap eleştirilerinde de görüşmek dileğiyle!

*

Takipte Kalın




hasibecengizkarakuzu@gmail.com
Herkese sevgiler, 

HC
















You Might Also Like

9 yorum oku / yaz

  1. çok merak ettim :)gördüğüm yerde alacagım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle alın derim, asla pişman olmazsınız :)

      Sil
    2. Adsız26.8.15

      Ben de cep boyutunu aldım ve okuduğum en güzel kitap bittiğinde ağlamıştım bakalım siz neler hissedeceksiniz :)

      Sil
  2. bu tarz kitapları çok seviyorum bir hikaye anlatırken aynı zamanda insana birçok şey katan, genel kültürünü geliştiren, roman gibi romanlar. Ve yazar gibi yazarlar. Bu tarz kitapları okudukça günümüz bazı yazarları düşünüp iskerder pala vb. gibi insanlara başka bir şey denilmesini düşünüyorum. Onlar yazarın bir üst kademesi bence... Ne kadar dolu insanlar ve ne kadar dolu kitaplar. Kalemine sağlık çok güzel bir yazı olmuş emek dolu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, bu güzel ve değerli yorumunuz için, çok mutlu oldum ^^ O kadar haklısınız ki, İskender Pala kesinlikle yazar sıfatından fazlasını hakediyor...

      Sil
  3. Bu kitaba bayılmıştım ben ..tarihten esintiler aşk ikisi bir arada ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen dediğiniz gibiydi, ben de bayılmıştım sadece sonu bana biraz saçma gelmişti...

      Sil
  4. Eğer hakiki sadakat , gerçek tarih ,
    ve dahi saf sevgi aranıyorsa;
    Takdirim o dur ki, bu sayfalar size ışık saçacak.
    Bir cinayet, bir ihtilal, bir hayatın kapılarını açma vaktiniz geldiyse, lütfedip bu sayfalara buyurunuz..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne kadar güzel bir metin olmuş, teşekkür ederiz...

      Sil

Fikrini paylaşırsan çok sevinirim:)))

INSTAGRAM