Film Yorumu: Lazarus Etkisi / Binlerce Öpücük Derinliğinde / 13 Hayalet / Donmuş nehir

13.8.15

Herkese merhaba ^^

Umarım keyifler de yaz mevsimi gibi yerindedir, her gün bizi kasıp kavurduğuna göre yazın keyfi bayağı bir yerinde de :)) Sıcak falan ama benim kısacık tatilimin son günleri... Öğretmenlerin yaz tatillerinden dem vurup kolay bir çalışma hayatı olduğunu söyleyenlere sesleniyorum buradan: İki aycık tatil mi olur canım ?? Gerçekten de öğretmenlerin sadece iki ayı tatil olarak geçiyor, sene başı ve sene sonunda on beşer gün seminer dönemi olarak geçtiğinden bir ayımızı öyle silip süpürüyorlar... Gerçekten acıklı değil mi??

Her neyse. Yaz tatilimin can çekiştiği şu son günlerimde metin olmaya çalışırken bir yandan da günlerimi dolu dolu geçirmeye çalışıyorum, bu günlerin en gözde ve favori yapılan etkinliği ise tabii ki film izlemek ! Günde üç filmden aşağısı kesmiyor da diyebilirim bizi. Bizi diyorum çünkü genelde kardeşlerimden biriyle veya annemle veya veya babamla izliyor oluyorum ^^ Eh malum yaz tatilinde televizyonlarda saçma sapan yaz dizileri ve yine aynı saçmalık üzere seçilmiş filmler olduğundan biz de televizyon izlemeyi kışa bırakmak zorunda kalıyoruz. Kış gelse mi gelmese mi bilemedim :(

Bugün sizlerle çeşitli zamanlarda izlediğim dört güzel filmin yorumlarını paylaşacağım... Dilerseniz hemen başlayalım !



İlk filmimiz bir korku filmi... Yanımda biri olmadan böyle azıcık korkunç olan filmleri asla izleyemiyorum, neyse ki kardeşimle izledik .))) Hele paranormal şeyleri asla asla !! Çok etkileniyorum nedense, geceleri yani birkaç gece uykusuz geçiyor...

LAZARUS ETKİSİ / LAZARUS EFFECT

IMDB: 5.2
Tür: Gerilim, Korku
Oyuncular: Mark Duplass, Olivia Wild, Evan Peters, Sarah Bolger, Donald Glover
Yapım: 2015, ABD


Filmi internetten izlemiştik konusuna bakarak. Kategorilemede genelde Gerilim filmi olarak geçiyor, ama ben içerisinde bir miktar korku da olduğunu düşünüyorum. Bu arada afiş gerçekten ilgi çekici, bunu sevdim !


Filmin esas kalbi olan konusuna geçelim, afiş mafiş hikaye, genelde hepimiz konuya bakarız öyle değil mi? Bir grup araştırmacı ölen insanları yeniden diriltmeyi başaran bir proje üzerinde çalışmaktadır, ancak proje hala deneysel aşamadadır. Bu projeyi dünyaya duyurmayı amaçlayan ekibin hevesi üniversite dekanının olanı biteni öğrenmesi ve deneyin başarısız olduğunu düşünmesiyle ellerinden aldıkları kayıt ve cihazlarla sona erer. Ekip üyeleri bu kez gizlice laboratuvara girerler ve deneyi geliştirmeye devam etmek isterler. Ancak deney bir köpek üzerinde denenirken aralarından biri Zoe, yanlışlıkla ölür. Onu geri getirmek isteyen arkadaşları özellikle sevgilisi Frank'in ısrarıyla deneyi Zoe üzerinde gerçekleştirmeye karar verirler. Zoe deneye cevap verir, geri de döner, ancak dönen kesinlikle Zoe değildir.


Filmin konusu görebildiğiniz ve okuduğunuz üzere muhteşem. Gerçekten bilim kurgu beni her zaman şaşırtan ve dikkatimi çeken bir kategori oluyor. Bu açıdan diyebiliriz ki filmimiz biraz da bilim kurgudur. Filme gelecek olursak, bana göre konu heba edilmemiş gerçekten hakkı verilmiş. Özellikle gerim gerim gerildiğiniz kısmı çok yerinde. Muhteşem bir gerilim filmi olmuş. IMDB puanı da bence biraz az gibi. Filmin tamamı laboratuvarda geçiyor olsa da bir an sıkılmıyorsunuz çünkü Zoe'nin yerine geçen arkadaş buna fırsat vermiyor ! Her an bir aksiyon, her an bir gerilim sahnesi. Ve bir bir ölen zavallı ekip üyeleri...


Filmin ana teması elbette var olageldiğinden beridir ölümü bir türlü kabullenemeyen ve ölümsüzlüğe çareler arayan insanoğlunun ölümsüzlük ya da ölümü yenme çabaları da diyebiliriz. Dirilme konusu ise bir maddeyle nasıl olabiliyor anlamakta zorlandım. Zaten filmin adı da buradan geliyor, ekip Lazarus isimli bir serum keşfediyorlar ve serumu ölü hayvanlara enjekte ederek dirilmelerini sağlıyorlar. Ancak deneysel aşamadayken bunu bir insana uygulamaları ise felaket oluyor. Ancak şunu söyleyebilirim ki filmin devamını tahmin ediyorsunuz yani, şimdi Zoe yerine geçen 'şey' in diğer ekip üyelerini bir bir öldüreceğini.... Onlarla arkadaş olarak kalsaydı belki biraz değişik olabilir ve izleyiciyi şaşırtabilirdi. 


Filmin müziklerine pek dikkat ettim diyemeyeceğim, o şey nereden fırlayacak şimdi diye düşünmekten. Bazı yerlerde gerçekten çok korktum. Sıkıcı olmayan aksiyonu da yerinde sıkı bir gerilim filmi, korku diyemem ama sıkı bir gerilim gerçekten !


Filmin sonu ise bence seriye döndürebilecek gibi bitirilmiş, ileride hani belki Lazarus Etkisi 2'yi de görürüz ve bu serumun kitleleri ne hale getirdiğine şahit oluruz. Bilemiyorum bence değerlendirilecek bir film fikri. Tabi o kadar güzel fikrin arasında ne derece yer bulur bilemiyorum ama !


Bir gerilim filmi arıyorsanız mutlaka izlemenizi önerebileceğim şahane bir bilim kurguydu aynı zamanda. Koltuğunuza çakılmaya hazır olun, çünkü Zoe geri döndü !

*

İkinci filmimizse bu yakınlarda yine diğer kardeşimle izlediğim şahane bir film... Binlerce Öpücük Derinliğinde...

BİNLERCE ÖPÜCÜK DERİNLİĞİNDE / A THOUSAND KİSSES DEEP

IMDB: 5.2
Tür: Fantastik, Romantik, Gerilim
Oyuncular: Jodie Whittaker, Dougray Scott, Emilia Fox
Yapım: 2011, İngiltere


Filmi yine konusunu okuyarak izledim ve sonunda değişik bir film izlediğim kanısına vardım. Film gerçekten pek bilinmiyor, zira hakkında bir şeyler bulana dek öldüm yani. Böyle bilinmeyen filmleri bulmak sanki onları keşfetmiş olmak gibi bir şey. O yüzden izlenmeyen meşhur olmayan filmler ayrı bir tad bırakır damaklarda.... 


Filmin konusuna gelecek olursak; Mia İngiltere'de kendi halinde yaşayan genç bir kadındır, bir gün evinin yakınlarında yaşlı bir kadın görür. Bu kadını daha önce hiç görmemiştir, sonraki günlerin birinde Mia, yaşlı kadının yaşadığı daireden geçerken önce fotoğrafların sokağa atıldığına sonra da yaşlı kadının intiharına şahit olur. Bu olayı kendisinden başka gören yoktur, kadını hemen hastaneye götürürler. Mia kadınla ilgili merak ettikleri olduğundan oturduğu daireye girer ve dairede kendisine ait bazı eşyalar, mektuplar fark eder. Mia bu kadının kim olduğunu ve kendisiyle ne alakası olduğunu bulmak zorundadır. Bu konuda apartman görevlisi Max'den yardım ister. Max de Mia'ya zamanda yolculuk fırsatı sunar.


Öncelikle konunun şahane olduğunu söylemeliyim, afiş de öyle. Ancak yeni öğrendiğime göre film bir şiir ve besteden ilham alınarak çekilmiş. Bu şiir Leonard Cohen'e ait aynı isimli bir eser. Bu eseri Cohen 64. yaş gününde üç yılda tamamlamış ve şiirden yola çıkılarak bestelenmiş. Ayrıntılı bilgi için şuraya bakabilirsiniz. Bunu öğrendiğim iyi oldu, ama bence filmde bu şiirsellik malesef yok.


Film malesef biraz fazla İngiliz kalmış bana göre ve daha çok erotizm üzerine odaklanmış. Oysa ki şiir diyor, beste diyor, bence romantizm dozu çok daha fazla olmalıydı. İngiliz kalma meselesine gelecek olursak; İngiliz soğukluğunu yadırgadığımdan değil ama duyguların ve psikolojinin böyle öne çıktığı filmlerde biraz daha fazla sıcaklık hiç de fena olmazdı yani. Ayrıca daha inandırıcı olurdu, ben başroldeki genç bayanı hem fiziksel açıdan hem de ruhsal açıdan rolüne yetersiz buldum. Bu işin altından daha profesyonelce kalkabilecek bir oyuncu bulunabilirdi. Dougray Scott ise muhteşemdi gerçekten. Her anlamda geçmişte ve gelecekte. Böyle bir adam bu kadar aşkı taşıyabilir dedim mesela... Biraz ... idi ama hadi neyse. ( Boşluğu aklınıza gelecek bir küfürle doldurunuz lütfen !)


Filmde kader ve kadere bir dur diyebilme yeteneğimiz hakkında genelde fikir sunuluyor. Mia da kendi kaderini değiştirebilmek için çünkü kendi kaderinde sonu görüyor, geçmişe ve geleceğe yolculuklar yapıyor. Bu arada zaman makinesi olan klasik İngiliz modeli - ki bu model İngiliz olduğunu belli etmek için neredeyse İngiliz her filmde mutlaka kullanılır, zaman zaman asansör, zaman zaman otobüs, zaman zaman da telefon kulübesi olarak - bir asansör tercih edilmişti, ben bu tarz İngiliz modellerini çok seviyorum. Ömrümde bir kez bile olsa gerçekten İngiltere'ye gidip görmek istiyorum^^


Mutlaka izleyin demiyorum ama bakmanızda fayda var, tabi romantik bir dram arayışındaysanız... Son olarak bahsettiysek bir bakmanızı istediğim bir şey var burada: 




..

Üçüncü filmimizse 13 Hayalet... Evde korku filmi partisi verdiğimizde izlediğimiz bir filmdi...

13 HAYALET / THİR13EN GHOSTS 

IMDB: 5.5
Tür: Korku, Gerilim, Gizem
Oyuncular: Matthew Lillard, Tony Shalhoub, Shannon Elizabeth, JR Bourne, Embeth Davidtz
Yapım: 2001, Kanada, ABD


Filmin afişini izlemeden birkaç kere daha görüp gerçekten hayran olmuştum. Ben afişine bayıldım gerçekten, inanılmaz dikkat çekici değil mi?


Filmin afişi kadar şahane konusuna geçelim: Arthur Kritikos, ve çocukları Katy ile Bobby, korkunç bir kazada annelerini kaybetmişlerdir. Günün birinde Arthur'un amcası Cyrus'ın öldüğünü ve kendilerine bir malikane miras bıraktığını öğrenirler. Evi görmeye giden aileye yolda bir avukat bir de elektrikçi eşlik eder. Ev tamamen demir ve camdan inşa edilmiş mükemmel büyüklükte ve azamette bir evdir, yani herkesin sahip olmak isteyeceği bir evdir. Oldukça modern mimari ve estetik gözüken bu eve Arthur ve çocukları bayılırlar. Ancak ev içeriye girince kendiliğinden kilitlenir ve evin karanlık sırları açığa çıkmaya başlar. Korkunç ölümlerin izlerini taşıyan on iki hayalet evin içindedir ve çok öfkelidir. Arthur ve ailesi bulmacayı çözmek ve on üçüncü hayaleti bularak bu evden çıkmak zorundadır. Peki on üçüncü hayalet kimdir ?


Konu gerçekten büyüleyici, öyle değil mi? Ben afişe de konuya da filme de hayran oldum. Filmin işlenişi bana pek korkunç gelmese de hatta birçok hayalete gülsem de yine de başarılı bulduğum ve korkmadığım bir film oldu. 2001 yılı ya da 2002 yılı çekimi olduğu konusunda kararsız kaldım çünkü bazı siteler 2001 bazı siteler 2002 yapımı diyorlar. Ancak o zamanın yapımına göre bence başarılı, şimdi elbette korku filmlerinde gelinen nokta göz önüne alındığında pek işe yarar gözükmese de bence bu film korku filmleri arasında demirbaşlardan.


Tüm hikaye kocaman bir malikanede geçtiğinden aksiyon düzeyi oldukça sınırlı ama yine de gerilim açısından bence başarılı. Özellikle hayaletler, çok ama çok başarılı olmuş. Evin cam duvarlarındai büyüler, camdan hücreler, evin değişen ve yürüyen duvarları, evin tasarımı vs. çok başarılı bulduğum küçük film artılarıydı. Aynı zamanda hayaletlere verilen isimler de yine çok sevimli ve uygundu, hayaletlerin akılda kalıcılığına bir kat daha yardımcı olmuş. Ancak Çekiç ve Çakal'ı hiç sevimli bulamadım malesef :(


Kısacası bu filmi mutlaka izlemelisiniz dostum diyerek sonraki filmime geçiyorum.

Sonraki filmimiz ve aynı zamanda bugün bahsedeceğimiz son filmimiz Donmuş Nehir... Bu filmi otobüs yolculuğumda seyretmiş ve bayılmıştım.

DONMUŞ NEHİR / FROZEN RİVER

IMDB: 7.2
Tür: Dram, Gerilim, Suç
Oyuncular: Melissa Leo, Charlie Mcdermott, Mark Boone Junior, Betty Ouyang, Nancy Wu
Yapım: 2008, ABD


Filmin konusunu okuyamadan izlemek zorunda kalmıştım ama beni derinden etkileyen şahane ötesi bir film çıktı. Şimdi öğrendiğime göre de aynı zamanda 2 adaylıkla Oscar ödül törenine de katılmış. Bir sürü ödül de almış. Gerçekten hak ediyor ama.


Filmin etkileyici konusuna gelecek olursak; Kanada'nın Amerika sınırına yakın bir yerde yaşayan iki kadın yaşamlarını devam ettirebilmek için yasadışı göçmen taşımaya başlarlar. Kış şartlarının yoğunluğu ve ellerinde kalan tek şey olan araba onları bu yola iter. Zoraki de olsa ortak olmak zorunda kalırlar. İki kadın da her defasında bu işi son kez yaptıklarını söyleseler de iş bir türlü yakalarını bırakmaz. Ancak sorun çıkma ihtimali büyüktür ve çıkar. Şimdi bu iki büyük yürekli kadın bu işin içinden sıyrılmanın yollarını ararlar.


Afişlerin üçüne de bayıldım, özellikle kış mevsimine aşık biri olarak ben böyle kış temalı filmleri daha bir önemsiyorum. Filmde Melissa Leo'nun muhteşem bir performansı vardı, o kadında ben gerçekten çaresizliği gördüm. Filmdeki kahramanın ismini hatırlamıyorum ama kocası ortadan yok olunca kadın tek başına kalıyor ve böyle büyük bir kışın ortasında yaşam mücadelesi veriyor. İki kadın da yaralı ve birbirlerine merhem oluyorlar. Kadın mücadelesinin güçlü bir örneği bu filmde veriliyor.


Çaresizlik, o çaresizliğin yarattığı dram ve filmin hazin sonu... Çok ama çok etkilendim, gerçekten oyunculuklar muhteşemdi, mutlaka ama mutlaka vakit ayırıp özellikle kadınların izlemesini gerçekten isterim. Ödüllü ve yabana atılmaması gereken filmlerden. Aynı zamanda göçmen sorunlarını da gün yüzüne çıkarıyor film, ama daha çok hangi ırktan hangi milletten olursa olsun kadın dayanışmasının gücü ve dayanışmanın faydası aktarılıyor. Önemli bir konu, hele ki ülkemizde şiddet sorunu tavan yapmışken... Böyle filmlere gerçekten ihtiyacımız var bizim.


Filmde sunulan harika kış manzaraları ise büyüleyiciydi, hatta donmuş nehrin güzelliği de afişte yansımış. Muhteşem manzaralar eşliğinde harika bir dram filmi izlemek istiyorsanız doğru yerdesiniz!


Evet arkadaşlar, benim size bu yazımda bahsedeceğim birbirinden güzel dört film bunlardı. Umarım hoşunuza gitmiştir ve bir fikir sunabilmişimdir. Film yorumlarım sıklıkla gelmeye devam edecek, takipte kalmayı unutmayın lütfen !


Takipte Kalın




hasibecengizkarakuzu@gmail.com
Herkese sevgiler, 



HC


























You Might Also Like

0 yorum oku / yaz

Fikrini paylaşırsan çok sevinirim:)))

INSTAGRAM