✿ Kitap Elestirisi : Kan Davası : Resat Nuri Güntekin ✿

3.11.14

Herkese merhabalar :)

Yeni bir haftaya başladığımız ve çok sevdiğimiz bir Pazartesi'den selamlar... Yoğun, hasta ve zorlu bir iş gününü tamamlayıp blogumun başına gelmiş bulunmaktayım, blogdan sesleniyorum :) Bugün sizlerle daha iki saat önce bitirdiğim ve benim favori yazarlarımdan olan Reşat Nuri'nin daha önce okumadığım ve adını da duymadığım bir eseri olan Kan Davası'nı sizlerle eleştirileriyle birlikte paylaşacağım... Dilerseniz lafı çok da uzatmadan başlayayım...
*
Romanımız İnkılap Yayınları'ndan çıkma ve yaklaşık olarak 252 sayfa...

*
Benim kitabı edinme hikayeme gelecek olursak; doğu görevimi yaptığım Hisarcık ilçesinde uzun zamandır kapalı bulduğumuz bir kütüphane var. Biz de bir gün onu açık yakaladık ve ben de okumak için iki adet nefis kitap ödünç aldım. Bunlardan biri de Reşat Nuri Güntekin'in Kan Davası idi... 


Ve bu da Instagram'dan...


*
Kitabımızı kütüphaneden aldığım için kapağı biraz eskimsi ama yine de benim için fark etmiyor... Kapak tasarımı aslında yok, Reşat Nuri'nin İnkılap Yayınevi'nden çıkan seri halindeki tüm kitaplarında olduğu gibi ön kapakta yazarımızın kendi resmi yer alıyor... Arka kapakta da bu durum değişmiyor... Sanırım lisedeyken de aynı tasarımla Damga isimli eserini okumuştum, tasarım konusunda sabit ve farklı bir anlayış sergilenmiş... Pek hoşuma gitmese de yazarın kıymetini arttırma ve anısını yaşatma amaçlı düşünülmüş olabileceğini söyleyebiliriz...


*
Kitabımızın daha doğrusu romanımızın konusu ise ismine oranla beklentileri yüzde yirmi civarında karşılayan bir romandır... Şöyle ki ; Türkiye'deki savaş yıllarında - ki tahminim Cumhuriyet'in daha yeni ilan edildiği yıllarda- Bozova ilinde - ki neresi olduğunu hala bulamadım- Toygar ilçesi diye bir yer vardır. Bu ilçenin doktoru hastalanır ve kendini tedavi edemez. Ancak Yukarı Sazan köyünden gelen bir yabancının kapısını çalmasıyla kendine birkaç gün ömür biçen bu doktor canlanır ve iyileşir. Bu yabancının kendine açılmasıyla ise yıllardır süren Aşağı Sazan ve Yukarı Sazan köyleri arasında geçen olaylar; iki ailenin kan davasının tüm köye sıçraması, bu iki köyün birbirini düşman gibi görmeleri, iki köyde de bu yabancının yani sonradan Yukarı Sazan'ın köy öğretmeni olmuş asker subayı Ömer'in karşılanması, kabullenilmesi süresince yaşadıkları ve bir grup küçük eşkıyaya nasıl kol kanat gerdiği, onlara öğretmenlik değil ebeveynlik yaptığı anlaşılır... Bizler bunları hep Ömer'in ağzından dinler, onunla yaşarız...
*

Nasıl anlatacağımı bilemediğim konu, kısaca bir köy öğretmeninin askerliği bırakıp -yani aslında savaşın bitmesiyle- teskere almasını ve sonrasında bir küçük kızın hayaline kapılıp kendini Bozova ilinden çıkamaz bulmasıyla başlar... Bozova'da ahbabı Murat Bey sayesinde bir yandan kızı ararken bir yandan da ortama alışan Ömer'in hikayesidir bu... Aslında hem onun hem Yukarı Sazan ve Aşağı Sazan'ın, hem bir grup yetim şakinin, Müslim, Çöme, Zeynel, Bacak, Çürük Ali'nin, hem de ülkemizin küçük bir vilayetinin hikayesi... Oldukça etkileyici bir hikaye hem de...
*

Kitabın dili ilk başta sizi kucaklamasa da siz ona kısa bir süre sonra alışıyorsunuz... Güntekin, bu romanında Ömer'in dilini kullanarak oldukça farklı bir üslup sergiliyor... Bir öğretmenin gözünden başka bir öğretmenin düşünceleri kolay çıkar mı kalemden ? Üslup sağlam ve bana bir zamanlar güzel Türkçemizin halini anlatıyor... Meğer o zamanlar ne kadar da uzun cümleler kurulabilir, ne kadar da güzel tasvirler yapılabilirmiş... Şimdilerde belki de üç - beş kelimeyle anlattığımız durumlar ne de güzel aktarılabilirmiş okura... Üslup için, anlatılmaz yaşanır diyorum :)
*

Kitabın arka kapağı konu hakkında çok bilgilendirici olmasa da ben epey yüksek bir beklentiyle uzanmıştım tozlu raflardan bu kitaba... Yalnız beni hiç şaşırtmadı, Reşat Nuri kalemini nerde olsa tanırım :)
*
Kitapta her şey, gözünüzün gördüğü biçimde anlatılmış, yani benim inanamayacağım kadar fazla tasvir ve öbek öbek tanıtım... Bilmiyorum belki de yazar gördüğü yerlerden birini yazmıştır buralara... Ancak ne olursa olsun, dağdaki her bir çıkıntı böyle güzel tasvirlenebilir mi bilemiyorum. Tasvirler kitabın her yaprağına sinmiş... 
*

Bir zamanlar Türkçemizin güzelliğini anlattığı gibi,  ülke durumumuzu ve unutulmuş köylerin dramını da epik ve trajik bir şekilde bizlere aktarıyor... Arada sırada sopanın ucu devlet babaya bile dayanıyor, bu bakımdan oldukça cesur bir kitap bu... Aynı zamanda da realist... Olduğu gibi, çarpıtmadan aktarım diye işte ben buna derim... 
*
Ben de doğu görevimi hiç tanımadığım Hisarcık ilçesinde yaptığımdan roman bana beni anlatıyor gibi geldi... Okurken yabancılık çekmemem de bundandır... Hatta Bozova da Yukarı- Aşağı köy de bana oldukça yakındır :)
*

Gözümüzle görmediğimiz için yok sayılan Yukarı Sazan gibi köyleri hiç görmedim daha önce. Ta ki bu romanı okuyana dek... Allah böyle yerlerde yaşayanların yardımcısı olsun...
*
Kitabın sayfa sayısı az ancak okuma hızınız biraz düşüyor, çünkü uzun cümleler kalabalık içinde pek akla girmiyor, sessiz ve yalnız yerlerde okunması gerekiyor.. Ben kütüphanede verilen süre olmasaydı bu kadar kısa zamanda bitiremezdim kesin :)
*

Reşat Nuri bana göre bir toplumbilimcidir, devamlı olarak Anadolu insanını yazar romanlarında... Çektiği çileleri, iyisiyle kötüsüyle, doğrusuyla yanlışıyla... Üstelik bu durumu da o kadar iyi yansıtır ki... Bence herkes okuyup da ibret almalı, yahut önlem...
*
Kitap ismiyle ilk başta erkeklere daha uygun gibi görünse de bence erkek kadın farketmeden herkes okumalı... Biraz sıkılabilirsiniz ancak kesinlikle aklınızdan çıkmayacak etkileyici bir film gibi, aklınızın bir köşesinde kalacak bir yapıt olacaktır...
*

Duygu ve düşünceler, üstelik de subay öğretmenimizin aklından geçen binbir tilkiyle kitabın sürükleyiciliği biraz azalsa da yavaş sürükleme hızı devam ediyor...
*
Ömer gibi, Müslim gibi insanlar bizler gibi savaşı bilmeyen insanlara savaşı çok iyi anlatıyorlar... Savaş görmüş insanların durumları da düşünceleri de bir başka oluyor... Bunların en iyi örneği; hala sağ salim kalabilen ancak duygularını içinden çıkaramayan ve sert gibi duran Ömer öğretmen..
*
Yukarı Köy için yapılan ve Murat Bey'in uydurduğunu hatırladığım 'Ay İli' benzetmesini sevdim doğrusu...
*

Ömer'e Bozova ilhamını veren küçük kıza ne olduğunu ise çok merak ettim...
*
İnsan hayatının ucuzluğu konusu ise o gün bugün değişmemiş bir genel durumdur, bu romandan da anlayabileceğimiz üzere... Doktoru olmayan köy bugün bile hala var mıdır?
*
Kitabın beğenmediğim tek özelliği ise, devam etmesi mümkünken ve çok daha güzel sonlar yazılabilecekken, bıçakla kesilmişçesine bir son yazılması ve bu sonun hiçkimseyi tatmin etmeyecek gerçekler ordusundan meydana gelmesidir... Yazarımız her nedense, sıkılmış mıdır kim bilir, kitabın son otuz sayfasında herşeyi bitirecek bir sahne oluşturmuş ve kısaca kestirmeden aktarmıştır... Roman bence devam etseydi ben hala okurdum :(
*

Kısacası, toplumumuzun geçmiş yıllarına dair genel bir panaroma çizen bu kitabı, Anadolu masallarına ve hikayelerine meraklıysanız, benim gibi Reşat Nuri hayranıysanız, etkileyici ve dramatik kitaplardan hoşlanıyorsanız, kısa süren kitapları seviyorsanız, bol tasvirli kitaplardan hoşlanıp, tiyatromsu hikayelerden ve bol diyaloglu kitaplardan hoşlanıyorsanız, idealist bir insansanız ve böyle başarı öyküleri okumayı seviyorsanız sizlere önerebilirim. Ancak sürükleyici olmayan kitaplardan hoşlanmıyorsanız, düşünce kitaplarını sevmiyorsanız, uzun cümle okuyamayanlardansanız, çabuk sıkılan biriyseniz sizlere bu kitabı öneremeyeceğim efendim :(

*

Kitaba puanım: 4

Bir sonraki kitap eleştirisinde de görüşmek dileğiyle... Kendinize iyi bakın :)

Takipte Kalın 

^.^




hasibecengizkarakuzu@gmail.com

Herkese sevgiler, 

HC 









You Might Also Like

0 yorum oku / yaz

Fikrini paylaşırsan çok sevinirim:)))

INSTAGRAM