✿ Kitap Elestirisi: Empati : Adam Fawer ✿

15.12.16

Merhaba !

Yeni yazıdan selamlar... Bugün sizlerle okuduğum son kitabın yorum ve görüşlerini paylaşmak üzere blogumdayım. Başlıktan da anlayacağınız üzere Adam Fawer'ın Empati isimli kitabı okuduğum son kitap ve bizler de bugün onu konuşacağız...
*
Kitabımız, April Yayınları'ndan çıkma ve yaklaşık olarak 640 sayfa...


Yine kendi kütüphaneme ait olan bir kitabı ikinciye okuyarak sizlerle paylaşıyorum. Adam Fawer benim üniversite yıllarımda keşfettiğim bir yazardı hatta bu kitabın başlarına da not düştüğüm üzere kitabı ilk olarak fakülte yıllarımda okumuşum. Şimdi tekrar okudum ve blogumda da sizlerle paylaşmak istiyorum.
*
Kitabın ön ve arka kapakları oldukça dikkat çekici, ön kapak çok sade ve kitapla uyumlu olarak tasarlanmış. Arka kapaktaysa çok çok daha fazla dikkat çekici bir metin yer alıyor, öyle ki okuyan herkesin merakını cezbedip onları kitabı okumaya teşvik edecek. Doğrusu ilk okuduğumda da son okuduğumda da bu metin beni inanılmaz meraklandırmıştı. İki kapağı da sevdim.


Kitabın konusuna geliyorum hemen, zira yukarıda bahsettiğim arka kapakta kitabın sadece bir yönü aktarılıyor, açık açık karakterlerden ya da konudan bahsedilmiyor. Dünyada kimi insanlar, başkalarının duygularını daha fazla hissedecek bir yapıya sahipler. Bu kişilere kendileri henüz bilmeseler de empat deniliyor. İşte bizlerin hikayesinde de empatlar var: Laszlo Kuehl, Darian, Elijah Cohen ve Winter Zhi. Bizim hikayemizin dört ana karakteri. Elijah ve Winter sınıf arkadaşıdırlar ve Laszlo Kuehl de onların öğretmeni... Laszlo Kuehl, kendisinin farklı olduğunu ve karşısındaki - yanındaki insanların duygularını kokular aracılığıyla bildiğini bilmektedir, kendisi gibi birilerinin daha olup olmadığını öğrenmek için birtakım testler uygular ve daha önceden de tahmin ettiği üzere Elijah ve Winter başarıyla geçerler bu testi. Ancak tam bu sırada özel yetenekli çocukları daha üst seviyede bir eğitime alacağını söyleyen bir okulun tanıtımcısı gelir ve onları bu okula gitmeye ikna eder. Kendisi de bir empat olan Darian isimli bu kadın aslında Organizasyon adında gizli bir örgüte üyedir ve bu örgüt için yeni üstün zekalı empatlar bulmakla görevlendirilmiştir. Organizasyon bir yandan insanların beynini yıkarken bir yandan da onları çok önemli bir görev için yetiştirmek istemektedir: Tanrı'yı öldürmek.


Konu kısaca böyle, çok çok fazla detaya girmedim. Ancak kitap sadece bir olay romanı değil kesinlikle, aynı zamanda bir düşünce romanı da. Çünkü konu kısaca böyle olsa da, kitapta bu Organizasyon denen şeyin derinlerine iniliyor ve bilim ve felsefe ruhunuza akıyor. Organizasyon'u çocuklara tanıtırken bilim ve felsefeden, elektriğin gerçek üreticisinden, Nicola Tesla'dan, Edison'dan, John Locke'ın kurucusu olduğu felsefi akıma, akılcılık akımına kadar bir sürü bilginin de yer aldığı koca bir derya oluyor bu kitap. Ve siz bir sürü bilgiyi de öğrenmiş oluyorsunuz. Sözelciler yaşadı hadi :)


Kitabın biçimsel özelliklerine gelelim: Kitap ismi, editör bilgileri, bir alıntı, kitaptaki karakterlerden birinin bir metni önsöz ve ilk bölümle kitaba giriş yapıyoruz. Kitapta üç ana bölüm var, bunlar genellikle karakter isimleriyle adlandırılmış: 2007 Elijah ve Winter, 1990 Laszlo ve Darian, 2007 Valentinus. Aralarda blog dünyasından birer sayfalık alıntılar var ki ben bunları çok sevdim. Kitapta bu üç ana bölümlerin altında da tarih ve saat bilgileri ile başlayan ve Yargı Gecesine şu kadar süre kaldılı alt bölümler mevcut. Kitabın sonunda bir sonsöz ve yazarın notu kısmı yer alıyor. Bunlarda da tarih ve saat bilgisi verilmiş. Kitabın genelinde orta punto kullanılmış ve kalın, italik olmak üzere yazı stilleri ve yapıları da özenle seçilmiş.


Ben bir olay romanı ya da kurgu okurken aynı zamanda bir şeyler öğrenmeyi de çok seviyorum açıkçası. Böylece hem vaktimi keyifli bir şekilde değerlendirirken hem de yeni bilgiler öğrenmiş ya da eski bilgilerimi tazelemiş oluyorum. Bir taşla iki kuş misali.
*
Kitap evet çok kalın, bu sefer sizlere bahaneler üretmek gibi bir niyetim yok, gerçekten kalın bir kitap ancak ilk yüz yüz elli sayfadan sonra sizi temin ederim sayfalar akıp gidiyor ve siz kendinizi bir de bakmışsınız kitabın akıcılığına kaptırmışsınız ve kitabın sonlarına gelmişsiniz. Kitapta romandaki ana konunun ortasından girdiğimiz ve aslında olayın da farkında olmadan okuduğumuz için o ilk yüz yüz elli sayfa 'ne oluyor ya, ben bir şey anlamadım?' şeklinde geçiyor, ancak geçmişe gittiğimiz ikinci bölümde her şey gün yüzüne çıkıyor. O nedenle kalınlığına bakmadan sadece okumanızı tavsiye ederim, emin olun hızlıca okunduğunda ki zaten elinizden bırakamıyorsunuz, iki üç güne bitecek bir kitap.


Kitapta bu empatlar, diğer insanların duygularını ve hissettiklerini hem alabiliyorlar, hem de karşıya aynen ya da daha yüksek şiddette geçirebiliyorlar. Aynı zamanda da her biri duyguları farklı bir yolla algılıyor; kimi koklayarak, kimi müzikle, kimi renklerle... Bu bakımdan duyularla acayip ilgili bir kitap...
*
Konunun temelinde Katolik kilisesini ve Hristiyanlığı, Tanrı inancını yok etme temelli bir beyin yıkama anlatılıyor, yine dini kendine araç edinen bir kitap daha... Konunun özünü sevmedim aslında ve sonunda yine çok çok basit bir şekilde dünya çapında bir olayı çok basite indirgediğini düşünüyorum. Ayrıca sonunu iki kere sevmedim, çünkü kitap boyunca kandırmacalar mevcut ve sonunda yazar sağ olsun, resmen tüm kitabı boşuna okumuşsunuz gibi bir son yazmış :(


Kitaptaki tüm gerçeklikleri en sondaki Yazarın Notu kısmında görüyoruz, takip edenler bilir, yazarın içtenlikle ve dürüstçe yazdığı böyle metinleri gerçekten çok seviyorum, bu kitapta da böylece nelerin gerçek olup olmadığını öğrenmiş olduk. Beni en çok şaşırtan ve ilgilendiren ise elbette CIA'in gizli deneyleri oldu :)
*
Kitap genelinde duygular ve bolca tasvirleri mevcut. Yine kişi ve karakter tasvirleri de yoğunlukta. Ancak duygu ve his tasviri insan tasvirini geçiyor diyebiliriz. Bu aşamada da yazar duyguları elinden geldiğince somutlaştırıyor, kokularla, renklerle ve notalarla. Notalardan çok çok anlamasam da özellikle renkler kısmında epey şaşkınlığa uğradım, çünkü bizim beklediğimiz gibi aslında nefret simsiyah falan değil, bu gibi klişeleri aşarak kendince birtakım renklerle anlatmış yazar bize bu duyguları. Yine kokularda da değişik kokuları tercih etmiş. Aslında üzerinde düşününce bunlar ayrı bir güzellik katmış kitaba diyebiliriz.


Kitapta beğendiğim şeyler olduğu kadar beğenmediğim şeyler de oldu açıkçası. Kitaptaki konu ve bilgiler zaten yeterince detaylıyken yazar bir de anlatımını detaylandırmış. Bu da okur açısından kimi yerlerde biraz sıkıcı bir hal almış en azından bende durum böyleydi, özellikle yargı gecesine dakika dakika kalması ve o gecenin bir türlü gelememesi beni biraz sıktı mesela.
*
Kitapta günlük bir dil kullanılmış diyemeyeceğim; çünkü teorik kısımlarda yazar hiç çekinmeden kalemini konuşturmuş. Bu birçok yerde anlamadığım için açıkçası okumamı zorlaştırdı. O nedenle günlük dil kadar teorik dil de var kitapta ve kimi yerlerde sıkılmanız çok olası.


Yazarın okuduğum ikinci kitabı olma özelliğine de sahip olan bu kitap, aslında yazarın ilk kitabından sonra bende biraz hayal kırıklığı yaşatmıştı, okuduğum ilk zamanlar da öyleydi ve ikinci okumamda da durum değişmedi. Bana göre hala Olasılıksız daha başarılı bir eser, onun da yorumu en kısa zamanda blogda olacak ^^
*
Beni çok çok tatmin eden, elimden bırakamadığım bir kitap olmadı aslında zaten daha çok merak sebebiyle okutuyor kendini. Kitaptaki bolca kan, vahşet, kilise zorbalığı, saldırılar, ayinler okurken yine mide bulandırdı. Çok çok sevemediğim bir kitap oldu malesef.


Kitabın türü konusunda açıkçası tereddütteyim biraz; polisiye var, aksiyon var, gerilim var, bilim kurgu var, distopya var, dram var bolca... Emin olamadım, içerisinde bir sürü tür barındıran geniş kapsamlı bir kitap diyebilirim ama. Distopyaya da biraz dokunan, bilim kurgu yanı ağır basan bir eserdi, okuyanlardan bu konuda yorumlar bekliyorum, sizler neler düşünüyorsunuz? Hangi türe daha yakın bir kitap?


Kitapta dikkatimi çeken birkaç yazım yanlışı da vardı evet, can sıkıcı olarak. Ayrıca dikkatimi çeken bir diğer şey de, kitaptaki karakterlerin isimlerinin olabildiğince garip seçilmiş olması. Amerikan kültüründe ve edebiyatında benim pek sık rastladığım isimlerden değiller: Winter, Laszlo, Darian, Elijah. Bu bakımdan da yazar karakterlerin bu az rastlanır isimlerinden ötürü belki de romanının akılda kalıcılığını arttırmak ya da kitapla bütünleşmelerini sağlamak istemiş olabilir.


Çok çok severek okur musunuz bilmiyorum ama bilim kurgu, distopya sevenlerin sevebileceğini düşünüyorum. Akıcı ve uzun soluklu kitap arayışında olanlar için iyi bir alternatif olabilir ancak, yine de son karar elbette sizin ^^
*
Benim kitaba dair yorum ve görüşlerim bu şekildeydi, umarım yazımı severek, keyifle okudunuz ve kitap hakkında sizlere aktarımda bulunabildim. Yeni yazılarda da görüşelim lütfen ! Yazımı beğendiyseniz sosyal medyada paylaşmayı ve blogumu sağ üst köşeden takibe almayı unutmayın :) Eğer beni sosyal medyadan da takip ederseniz yeni yazılarımdan ilk haberdar olanlardan olabilirsiniz...


Yeni yazılarda görüşürüz :))

Takipte Kalın





hasibecengizkarakuzu@gmail.com
Herkese sevgiler, 

H. ♥️
























You Might Also Like

3 yorum oku / yaz

  1. Güzel ve Akıcı yazınız için teşekkür ederim, blogumu izlemeye alırsanız sevinirim... https://hastaliktakip.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
  2. Kitap oldukca ilgi cekici geldi. Kapagi ve icerigi olarak da oldukca farkli.. Icerisinde bircok bilgiyi barindirmasi da cok guzel. Lakin benim en sevmedigim huyum 😞 bu ingilizce insan isimlerine alisamamam. Bu mevzu ile basim dertte. Bu konuyu cozersem bu kitabi da okuyabilrm diye dusunuyorum

    YanıtlaSil
  3. Blogunuzu yeni keşfettim ve hemen takibe aldım. Sizide bloguma beklerim :) www.nurundelidolublogu.tk

    YanıtlaSil

Fikrini paylaşırsan çok sevinirim:)))