✿ Kitap Elestirisi : Sokrates'in Savunması : Eflatun ✿

22.2.15

Herkese merhaba ^.^

Bizim için çok erken başlamış, güneşli bir Pazar gününden selamlar... Umarım keyifler yerindedir, benim bugüne kayın validemleri misafir edişimle birlikte bir telaşım var, ancak okuyup öğleye kadar azmederek büyük uğraşlar neticesinde bitirdiğim kitabımın eleştirilerini hemen yazarak diğer kitabıma ışık hızıyla başlamak istedim... Çünkü en son kütüphaneye gidişimin üzerinden neredeyse bir buçuk ay geçti ve ben hala kitapları bitirebilmiş değilim... Daha önceki eleştiri yazılarımda da söylediğim gibi bu aralar okuma hızım yerlerde :( Bu nedenle kendimi sıkı yönetim altına alıyor ve iki üç güne bir kitap bitirmelere geri dönüyorum :)))
*
Bugün başlıktan da anlayabileceğiniz üzere sizlerle Sokrates'in Savunması adlı kitabı ve kendimce eleştirilerini paylaşacağım... Dilerseniz başlayalım :)
*
Kitabımız Şule Yayınları'ndan çıkma ve yaklaşık olarak 188 sayfa...

*
Kitabımızı ismen yakinen tanımakta fakat kendisiyle halen tanışamamakta idim malesef... Neyse ki kütüphaneler var ve böyle uzun zamandır okumak isteyip de okuyamadığımız kitapları edinebiliyoruz... Dediğim gibi ismen bildiğim bir kitaptı, kütüphanede görünce de almadan edemedim, alış sebebim tamamiyle budur, tabi Sokrates'e olan hayranlığımı saymazsak :)
*

Kitabımız Şule Yayınları'ndan Dünya Klâsikleri adı altında çıkan bir kitap, bu nedenle bir klâsik okumuş oldum :))
*
Kitabın ön kapağında Sokrates'in Ölümü adı verilen ve Fransız ressam Jacques-Louis David'in 1787 yılında yaptığı ve aşık olunası yağlı tablo eseri görüyoruz. Tam olarak 'cuk oturmuş' da diyebiliriz :) Tabloyla ilgili daha fazla bilgi için lütfen tık tık :) Arka kapağında ise mahkeme sahnesinde Sokrates'in kendini savunurken kullandığı ilk cümleler yer alıyor.
*

Kitabın içeriğinden yani konusundan bahsedecek olursak, Platon'un ya da diğer ismiyle Eflatun'un kaleme aldığı şekliyle kitap 4 bölümden oluşuyor. Kitapta öncelikle Sokrates'in mahkeme binasının dışında kendi davası için beklerken Euthyphro isimli din bilginiyle yaptığı karşılıklı diyalogları içeren 'Euthyphro' isimli kısım yer alıyor.  Bu kısımda koskoca Atina tarafından dava edilen Sokrates halen daha kendi yöntemiyle Euthypyro isimli kişinin problemiyle meşgul oluyor ve onu doğruya yönlendirmeye çalışıyor. İkinci bölümde mahkeme süreci yer alıyor. Mahkemede Sokrates'in kendini savunması ve ondan davacı olanların diyalogları yer alıyor. Üçüncü bölümde Sokrates'in Krito ile diyaloglarını içeren 'Krito' bölümü yer alıyor. Son bölüm 'Phaedo' ise Sokrates'in ölümü sırasında yanında olan Phaedo tarafından Ekhekrates isimli bir kişiye ölüm gününde gerçekleşen diyalogları aktarması yer alıyor, böylece o son günü Ekhekrates ile beraber biz de öğrenmiş oluyoruz ve kitabımız böylece sona eriyor.
*
Kitabımızın yazılış şekli de yukarıda konudan söz ettiğim gibi diyaloglar şeklinde. Genelde Sokrates ve karşısına çıkan kişilerce bir tiyatro havasında geçiyor bütün kitap. Kitabın orijinal ismi, 'Apologia Sokratus'. İngilizce ismiyse 'The Dialogues of Plato'... İngilizce ismi daha mantıklı olsa da 'Sokrates'in Savunması'da hiç fena değil. Hatta konuyla daha bir alakalı bile diyebiliriz.
*

Kitapta Sokrates'in tüm ömrü değil belki ama son zamanları işleniyor. Bu da elbette yaptığı felsefeyle anlatılıyor. Son günleri derken, yediği içtiği falan değil yani. Sadece diyalogsal süreçler aktarılıyor. Bu da en yakınlarından biri tarafından Plato tarafından yapılıyor. O nedenle ben Sokrates'i tanıdığını düşünüyor ve diyalogların gerçeği olmasa bile gerçeğe yakını anlattığını düşünüyorum.
*
Kitaptaki giriş kısımları ve her bölümün başındaki kişiler, yer, zaman bölümlerini çok sevdim. Konuyu oldukça açıklayıcıydılar.
*

Kitap felsefik, anlaşılması zordur şimdi diyebilirsiniz. Ama ben bu konuda sizlere katılamayacağım. Evet bazı yerlerin çok kolay okunduğunu söylemeyeceğim, dönüp dönüp okuduğum doğrudur ama dil kesinlikle günlük dil. Her önerme ve hipotez örneklerle anlaşılır hale getiriliyor. Bazı kısımlar zaten tek cümlelik diyaloglarla geçiyor. O nedenle orta zorlukta bir kitap. Cümleler kısa ama içerdikleri anlam derin. Bu nedenle okuduktan sonra bir müddet oturup düşünmeniz bile gerekebiliyor kimi yerlerde. Bununla birlikte bu tarz kitaplarda sıklıkla rastladığım durum şu oluyor: Cümleyi anlamadan geçince devamında da bir şey anlayamıyorsunuz. Bu nedenle her cümleyi anlamalısınız. Zaten kitapta herşey birbirine bağlı, bir cümleyi anlamadan geçer ya da aman boşver derseniz bu size sonraki 5 sayfayı anlayamama ve geri dönme olarak iletiliyor :(
*

Kitapta Sokrates'in dili yumuşacık. Ne acıtıyor kimseyi, ne kırıyor ne de incitiyor. Şuanda da olduğu gibi adalet o zamanlarda da yok :( Keşke Sokrates yaşasaydı diyorum sürekli :(
*
Nedendir bilmem felsefe tarihi içinde trajik sonu nedeniyle midir nedir en sevdiğim ve anladığım filozoftur kendisi... Ayrı bir yakınlık hissediyorum nedense :)
*
Yalnız şu da bir gerçektir ki: Sayfa sayısı az olmasına rağmen felsefe okumak her yiğidin harcı değildir!!!
*

Özellikle felsefe öğrencilerinin baş ucu kitabı olması gereken kitaplardan diye düşünüyorum. Ben sözelciyim bu nedenle felsefe dersi almıştım lisede bir dönem. O zamandan beridir felsefe hayranıyım ben zaten. Okulda da derslerde utangaç yapıma rağmen sürekli söz aldığım ender derslerdendir kendisi. Hocama selam olsun, ders esnasında sorduğu bir soru hala aklımdadır: Allah kavramı gerçek midir, hakikat mi? Çıkamamıştık içinden :(
*

Kitapta kutsallığın doğası ve hizmetin doğası diye adlandırdığım bölümler oldu. Kutsallığın doğasında hoşlanma kavramı işin içine girince anlamakta biraz zorlandım. Bunun gibi bazı yerleri anlarken de zorlandığım oldu :(
*

Arka kapaktaki kısacık paragraf okuru derinden etkiliyor bence ve kitaba baktırıyor. Dediğim gibi savunmasının ilk cümleleridir...
*

Sokrates'i bu kadar iyi tanımıyordum, bu kitap biraz daha yardımcı oldu bana diyebilirim... Ama kitap içerisinde Sokrates'in kendini peygamber gibi görmesi -daha doğrusu Platon'un bu şekilde ifade etmesi- hiç hoşuma gitmedi. Bence o kendini bir peygamber olarak değil, bir söz sanatçısı olarak görüyordu...
*

Kitaptan anladığım kadarıyla Sokrates bütün ömrünü insanları iyiye, güzele ve doğruya çağırmakla geçirmiş, bu uğurda dünyevi bütün zevklerden mahrum kalmayı ve ailesini ihmal etmeyi bile göze almış bir söz sanatçısıdır... 
*

Kitapta, ölüm, din, hayat, ruh gibi konular işlenmektedir. Sokrates'in son günü ise onu sevenler tarafından hücresinde şu sorunlar ele alınır, Sokrates ölene kadar felsefe yapmaktan vazgeçmemiştir: 

1- İntihar günah mıdır? Filozof neden ölmek ister?
2- Ölünce ruh varolmaya devam edecek midir? Ölünce ruh arzulanan bilgiye ulaşabilecek midir? Peki bunların kanıtı nedir?
3- Ruh bedenden önce mi ölür? Sonra mı? Ruh ölümsüz müdür?
*

Kitapta Sokrates'in baldıran zehri içmeden önce kaçması için gerekli süresi vardır, mahkemede sürgün cezası da isteyebilir ancak o sürgün cezasını ve firarı alıştığı yerden çıkmamak ve devletinin kanunlarını çiğnememek için reddeder. Hayatı boyunca Tanrıların buyruğuna uymuştur ve kanunları çiğnemekten de imtina eder. Zehri ve ölümü büyük bir huzurla kabul eder. Sahnelerden çok etkilendiğimi itiraf etmeliyim. Gözümde canlandırabileceğim kadar güzel tasvir edilmişti.
*

Hem düşündüren hem de beyin jimnastiği yaptıran bir kitaptı. Sokrates ve yol arkadaşlarıyla birlikte tarih öncesi çağlarda bir sürü sorgulamamız oldu. Sokrates filozofun dünyevi zevklere önem vermediğinden ve ruhun sürekli bedenden ayrılma isteği içerisinde olduğundan dolayı filozofun da sürekli ölmek arzusunda olduğunu ve ölümün ona bir kurtuluş gibi geldiğinden söz ediyor. Hatta buna kendisi de inanıyor. Bu yüzden bizdeki dervişler gibi ölümü düğün, bayram olarak görüyor.
*

Sokrates'e göre, beden ruhun akıl yoluyla gerçeğe ulaşmasında karmaşık bir engel. Ruh ise saf ve temizdir ve ölünce gerçek bilgiye bedeni gerilerde bırakarak ulaşabilir. 
*
Kitaptaki eşitler ve mutlak eşitlik ilk başlarda kafamı oldukça karıştırdı ancak filozof bunu öyle güzel bağlamıştı ki herşey bir anda toparlandı. Bu aşamada tümdengelim ve tümevarım yöntemlerini açık açık görüyoruz. Elbette diyalektik yöntem sürecinde. 
*

Filozof zıtların beraberindeki objeleri de etkilediği görüşünde. Örneğin; 3 sayısı hem üçtür hem de tektir. Bu nedenle 2'ye varmaz ve çifte varmaz. Ruh daima beraberinde hayatı da getirir, hayatın zıttı da ölümdür, bu nedenle ne ruh ne de hayat ölümü kabul etmez tezinden yola çıkarak ruhun ölümden sonra varolduğunu ve ölümsüz olduğunu kabul eder ve ettirir filozofumuz. Aynı zamanda ruhun doğumdan önce bilgiye sahip olduğunu ve öğrenme dediğimiz şeyin sadece doğumdan sonraki yaşamımızda bir hatırlama süreci olduğunu öngörür. Buna da hatırlama yöntemi adını verir. 
*

'Ruhun hapishanesi bedendir' ve 'Ruh bir uyum değildir, kendi başına bir bütündür' önermelerini sevdim. 
*
Akort ve lir, ölüm ve ruh benzetmesini sevdim. 
*

Kitabın orta akıcılıkta olduğunu söyleyebilirim. Açıklama kısımlarında epey duraksamalar yaşıyorsunuz doğal olarak. 
*

Kısacası, Sokrates hayranlarına, Sokrates'in hayatının belli bir dönemini merak edenlere, felsefeyle ilgilenenlere, Sokrates hakkında yazılmış bir kitap okumak isteyenlere, felsefe bölümü öğrencilerine, kısa anlamlı cümleler sevenlere, 'roman okurken aklımı da çalıştırmak istiyorum' diyenlere, beyin jimnastiği yaparak Sokrates'le tartışmak isteyenlere, onun hayatının son dönemlerine tanıklık etmek isteyenlere, sayfa sayısı az kitap severlere, 'hemen bitirebileceğim değil de daha çok kısa kısa okuyabileceğim kitaplar arıyorum' diyenlere tavsiye edebileceğim bir kitap bu. Ancak felsefe sevmiyorsanız, 'hayatın anlamını çözdüm ben felsefeye gerek yok' diyorsanız, 'beynimi yormak istemiyorum zaten hayat yeterince yoruyor' diyorsanız, dünya klasiklerine meraklı değilseniz, 'daha akıcı kitaplar okumak istiyorum' diyorsanız, Sokrates'i hiç mi hiç merak etmiyorum diyorsanız bu kitaptan uzak durun derim ben !
*
Kitaba puanım: 5


Kitaptan not aldığım bazı cümleler ve notlar var, 'Sokrates'ten İnciler' adı altında bunları da sizlerle paylaşmak istiyorum:

SOKRATES'DEN İNCİLER

* Korkunun olduğu her yerde saygı da vardır demek yanlıştır. Çünkü eminim ki bütün insanlar, fakirlikten, hastalıktan ve kötülükten korkarlar, fakat hiçbirisine en ufak bir saygı duymazlar.
* Nerede saygı varsa, orada korku vardır; çünkü bir hareketi yapmaktan çekinen ve utanan br kimse, o konuda yanlış bir üne sahip olmaktan korkar.
* Sevilme durumu, sevme hareketini takip eder, sevme hareketi sevilme durumunu değil.
* Öyleyse sevilen bir şey, bir sonuç veya yapılmış bir fiildir.
* Kutsal olan şey, kutsal olduğu için sevilir, sevildiği için kutsal değildir.
* Kutsallığın olduğu her yerde doğruluk vardır, ama doğruluğun olduğu her yerde her zaman kutsallık yoktur.
* Doğruluk daha geniş bir kavramdır ve kutsallık onun sadece bir parçasını oluşturur.
* Dindarlık, tanrılarla insanlar arasındaki bir alışveriş sanatıdır.
* Eğer birisinin, insanları eğitmeye çalıştığını ve karşılığında para aldığımı söylediğini duyarsanız, bilin ki o da yalandır. Kaldı ki, bir adam gerçekten insanları eğitebiliyorsa, bence bunun için para alması bile onun için bir onurdur.
* Bilgelik bakımından en şöhretli adamlar, neredeyse en aptallar, daha az güvenilen diğerleriyse gerçekten hikmete daha yakınlar.
* Fakat gerçek şudur ki ey Atinalılar! Tek gerçek bilge vardır, o da Tanrı'dır.
* Çünkü Atinalılar, ölüm korkusu, kişinin bilge olmadığı halde öyle zannetmesi, bilmediğini biliyor zannetmesi gibi bir durumdur.
* Hiç kimse, başa gelebilecek en büyük kötülük zannedilen ölümün, belki de en büyük iyilik olduğunu bilemez.
* Hiçbir zaman, iyi olduğundan emin olmadığım şeylerden, kötü olduğunu kesin bildiğim şeylerden korktuğumdan fazla korkmam.
* Politikacı olarak hayatta kalabilmek için çok dürüst olduğumu düşündüm.
* Sizin beklediğiniz gibi kendimi savunarak yaşamaktansa, kendi bildiğim gibi kendimi savunarak ölmeyi yeğlerim.
* Savaşta olduğu gibi ne ben ne de başkası, hukukta da ölümden kurtulmak için her yolu kullanmamalıdır.
* Ve eğer bir adam her şeyi söyleyecek ve yapacak kadar güçsüzse her tehlike karşısında ölümden kaçmak için sayısız yol bulabilir.
* Zor olan dostlarım, ölümden kurtulmak değil, kötülük yapmaktan kaçmaktır, çünkü o ölümden daha hızlı koşar.
* En kolay ve en asil yol, başkalarını susturmak değil, kendinizi mümkün olduğunca iyileştirmektir.
* Öteki dünyada insanı soru soruyor diye ölüme mahkûm etmezler.
* Ölüm iki şeyden birisidir: Ya okluk ve hiçlik ve tam bir hissizlik veya bize öğretildiği gibi gerçek bir değişim. Ruhun bu dünyadan diğerine göçmesi. Şimdi eğer ölüm hiçbir his ve bilincin olmadığı, rüyalarla bile kesilmeyen deliksiz bir uykuysa, o zaman ölüm fevkalade bir kazanımdır.
* Artık ayrılma zamanı geldi. Herkes kendi yoluna: Ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangisinin daha iyi olduğunu yalnız Tanrı bilir.
* Dikkate alınması gereken, gerçekten düşünceli insanlardır,onlar gerçekleri olduğu gibi kabul edecektir.
* Hiç kimse beslenmeleriyle ve eğitimleriyle sonuna kadar ilgilenmeyeceği çocuklar dünyaya getirmemelidir. ( KRİTO)
* Büyük gayret büyük tehlike demektir.
* Bahsettiğin diğer konular Krito, yani para, şöhret kaybı ve çocuğunu yetiştirme görevi korkarım ki, sıradan kalabalıkların görüşlerini yansıtıyor. Onlar insanları düşüncesizce öldürdükleri gibi güçleri yetse sebepsiz yere hayata döndürmeye çalışırlar.
* İnsanların haz dedikleri ne eşsiz bir şey, ve onun tam tersi olduğu düşünülebilecek olan acıyla ne garip bir ilişkisi var. Çünkü ikisi aynı anda bir adamda bulunmaz, ancak birini isteyen ve elde eden diğerini de elde etmeye mecbur kalır. İki ayrı bedenleri vardır fakat bir kafada birleşirler. Eğer Ezop onları hatırlamış olsaydı, tanrının onların mücadelesini nasıl uzlaştırmaya çalıştığını fakat başaramayınca kafalarını nasıl birleştirdiğini anlatan bir fabl yazardı. İşte bu sebepten biri gelince diğeri onu takip eder.
* İyi için, kötü için olduğundan çok daha iyi bir şeydir ölüm.
* Ve burada yine, bedeni hakir görmek filozofun özelliğidir, onun ruhu bedenden dışarıya çıkar ve tek başına olmak ister.
* Bütün savaşlar, para sevgisinden ortaya çıkar ve para, beden için ve ona köle gibi hizmet için elde edilir.
* Bir şeyin saf bilgisine sahip olacaksak, vücuttan dışarı çıkmalıyız.
* Bilgelik, yaşarken değil, ancak ölümden sonra elde edilir.
* Çünkü karışık olan safolanı elinde bulunduramaz.
* Aslında Simmias, gerçek filozoflar her zaman ölüm uygulaması yapmakla meşguldürler, bu nedenle onlar ölümü en az korkunç bulan insanlardır.
* Ve ölümün yaklaşmasından yakınan bir adam görürsen, onun bu isteksizliği, onun bilgeliğe aşık değil, vücuduna ve muhtemelen aynı zamanda para veya her ikisine aşık birisi olduğuna yeter bir delil değil midir?
* Böylece filozoflar dışındaki herkes sadece korkudan dolayı ve korktuğu için cesurdur. Ancak bir kimsenin korkudan ve yüreksiz olduğu için cesur olması saçma bir şeydir.
* Gerçek çok uzaklardadır, ölçüsüzlük, adalet ve cesaret gerçekte bütün bunlardan arınmaktır ve bilgeliğin kendisi belki bu saflığı sağlayan vaftizdir.
* Zıddı olan her şey zıddından hasıl olmaz mı?
* Ben şuna eminim ki, tekrar yaşama dönme diye bir şey vardır, canlılar ölülerden filizlenir ve ölülerin ruhları varolmaya devam eder.
* Çünkü bilmek, bilgiyi kazanmak ve elinde tutmaktır.
* Ruh, doğumdan önce de vardı. Bazı şeylere bakıp, başka şeyleri hatırlamamız bundan.
* Kendisi görünmez olan bu ruh, görünmez, ilahi, ölümsüz ve akılcı olana gider. Oraya insanların hatalarından ve aptallıklarından, onların korkularından, vahşi tutkularından ve diğer insan hastalıklarından kurtulmuş olarak, mutluluğu güvence altında olarak varır ve bu ilmin sırrına ermiş kişilerin söylediğine göre orada sonsuza kadar tanrılarla beraber kalır.
* Çünkü ruhun öteki dünyaya olan yolculuğu sırasında yanında götürebileceği tek şey eğitim ve terbiyedir.

*
Daha güzel kitap eleştirilerinde görüşmek dileğiyle...

Takipte Kalın




hasibecengizkarakuzu@gmail.com

Herkese sevgiler, 

HC.



You Might Also Like

3 yorum oku / yaz

  1. Adsız8.5.17

    Harikasın bayıldım gerçekten çok yardımcı oldu teşekkürler :')

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yardımcı olmasına çok sevindim, okuduğunuz için ben teşekkür ederim :)

      Sil
  2. Ayrıntılar ile zenginleşmiş bir anlatım çok teşekkürler :)

    YanıtlaSil

Fikrini paylaşırsan çok sevinirim:)))