✿ Kitap Elestirisi : İstanbul Hatırası : Ahmet Ümit ✿

11.10.14

Herkese Günaydın !!!

Günaydın arkadaşlar, güzel ancak soğuk bir Cumartesi sabahından merhabalar... Cumartesileri seviyorum, çünkü tatilimin ilk günü :) Genelde de bugün bloguma yazı yazmayı seviyorum, o nedenle epey güzel bir yazıyla karşınızdayım... Bugün en son bitirdiğim Ahmet Ümit'in İstanbul Hatırası isimli romanının eleştirilerini paylaşacağım sizlerle... Ahmet Ümit aslında okumayı tercih etmediğim bir yazardır, çünkü onu ilk kez tanıdığım Sis ve Gece isimli eserini pek beğenmemiştim, dili biraz ağır gelmişti. Yaptığımı onaylamıyorum aslında, bir yazarın sadece bir romanına bakıp da onu yargılamak yanlış bir davranış, ben de cesaret edip bir kez daha dedim, yine olmazsa bu yazardan bir daha ne bahsedecek ne de eserlerini okuyacaktım... Bu okuma bir cesaret okumasıydı sizin anlayacağınız :) Şimdi sonuçlara bakalım öyleyse...
*
Kitabımız, yazarın tüm diğer eserleri gibi Everest Yayınları'ndan çıkma ve yaklaşık olarak 561 sayfa...

Kitabımızın bu sefer orijinal ismini bulmak zorunda kalmayışıma sevindim çünkü Goodreads'te orijinal hali mevcuttu :) Kitabımızın beni okumaya teşvik edici öğesi ise, arka kapak yazısı oldu...
*
Kitabın ön kapak tasarımını oldukça klasik bulsam da etkilenmedim diyemem. Nostaljik fotoğrafı çok yakıştırdım, Utku Lomlu'nun tasarımıymış, tebrik ederim :) Kız Kulesi çünkü,belki de İstanbul'u en iyi anlatan yapıtlardan biri... Martının da gökyüzüne bakan hali, ölenleri, belki de kitabın da söylediği gibi kurbanları anlatıyor... Bana onları anımsattı diyebilirim... Yine ön kapakta yazarın kendi adını ta bin beş yüz metreden görülebilecek şekilde yazdırmasını ise hiç beğenmedim... Neon turuncu - neon pembe renklerle yazılması zaten yeterince dikkat çekici, gereksiz bir ego tatmini bence :( Gerçi ön kapakta gerçekten güzel oturtularak kitabın ismiyle güzel bir orantı yakalamış ama yine de estetik durmuyor. Böyle durumları daha önceki kitap kapağı eleştirilerimde de söylediğim üzere, yazarın adını romanın adından üstün tutmasına bağlıyor ve şiddetle de kınıyorum :(
*
Kitabımızın arka kapak yazısına gelecek olursak, ki benim demin de dediğim gibi ilgimi çeken o kısım oldu, arka kapak yazısıyla ilgili hem olumlu hem de olumsuz bir yorumum var : Kitap arka kapağı yazısını beğendim, merak ettirici ve konuyu okura güzel bir şekilde sunucu ancak kitaba dair fazla bilgi verdiği için de keşke okumasaydım dediğim bir metin oldu... Özellikle en üstteki iki paragraflık kısım, kitabın 500 sayfasını size sunuyor, okumadan neler olacağını öğrenmiş oluyorsunuz yani :( Biraz daha kapalı bir anlatım olabilirdi ama merak uyandırma ve alıcı bulma konusunda başarılı...


*
Kitabın arka kapağında yazıyor gerçi ama ben yine de değineyim : Kahramanımız Baş komiser Nevzat ve ekibi, Sarayburnu'nda Atatürk Heykeli dibinde bir ceset bulurlar. Kurbanın avuçlarında bulunan antik sikke olayı daha da merak uyandırıcı bir hale sokar. Ekibimizin araştırmalarıyla hem soruşturma hem de cinayetler derinleşir ve biz de ekibimizin peşinden maceralara sürükleniriz.
*
Kitabı tereddütlü okuduğumu söylemiştim, ancak bu ön yargılı okuduğum anlamına gelmiyor...Ben gerçekten de bir Türk polisiyesi okuduğumu unutmadan ve ön yargısız bir şekilde okudum... Eleştirilerim de buna yönelik olacak....
*

Öncelikle önceki kitapta dilden şikayet ettiğim için bu kitabın dilinden biraz behsetmek istiyorum... Eğer siz de Ahmet Ümit'in her kitabında Sis ve Gece kitabındaki gibi bir dil bekliyorsanız çok yanılırsınız... Sonraları okuduğuma göre Sis ve Gece bir edebi polisiyeymiş... Oysa daha sonra yazdıkları sadece polisiye... Bu nedenle kitabımızın dili günlük konuşma dilimiz... Yalın ve net, oldukça da samimi... Sanki sokaktan herhangi biriyle konuşuyormuş gibi... Bunu sevdim, bana kendimi hiç yabancı hissettirmedi...
*
Kitabımızda konu oldukça etkileyici. Eh ben de son üç yılını İstanbul'da geçirmiş biri olarak okumadan edemezdim... Konu genellikle tarihi yarımada çevresinde geçtiğinden oraları gidip görmüşlüğümüz vardı yarım yamalak da olsa, çünkü rehbersiz gezmiştik biz... Ancak bu kitabı okuduktan sonra anlıyorum ki ben oraları gözü kapalı gezmişim. Keşke önce bu kitabı okuyup daha sonra gezme imkanım olsaydı... Belki ileride yine gideriz oralara... Bana göre her Türk'ün aslında daha doğrusu İstanbul'da yaşayan herkesin okuması gereken bir kitap bu... Polisiye sevmiyorsanız bile sadece İstanbul ve tarihi hakkında bilgilenmek için... Ne kadar cahilmişiz yüzümüze vuran bir kitap bu çünkü...
*

Ahmet Ümit de biraz Dan Brown gördüm, son zamanlarda o da tarihi mekanları seçerek yazıyor ya romanlarını... Ancak Dan Brown bunu biraz fazla sıkarak yapıyor bana göre... Ahmet Ümit ise diyaloga ya da karakterlerin sohbetine yedirerek yaptığından sıkılmadım... 
*
Karakterler günlük hayattan seçilmiş dedim ama bazıları biraz fazla laubali yazılmıştı :(
*
Türk polisiyesi dedim ya gerçekten de hakkını veriyor, Türklerin yazdığı diğer polisiye kitaplarda olduğu gibi dedektif görünen komiser havalarında değil...
*
Kitabın aralarda dizi kıvamına getirilmesini ise sevmedim... Sanki Arka Sokaklar izliyormuşum gibi geldi bazı yerlerde, özellikle de ekipteki aşk olayında. :(
*

Maktüllerin hepsinin kötü kişilerden seçilmiş olması, biraz ' Kötülükler er geç karşılığını görür' algısına yol açmış ve bu algıyı desteklemiş görünüyor... Ancak neden böyle olduğunu romanın sonlarına doğru anlıyorsunuz...
*
Klasik manzaralar görmekten sıkılsam da neyse ikiye çıkarmamış bu durumu yazar... Amire posta koymalar falan, iyi baş komser, kötü amir, müdür klişeleri...
*

Yekta- Nalan - Demir ve hatta Nevzat dörtlemesi arkadaş olarak kalsaydı bu kadar midemi bulandırmayacaktı...
*
Yaklaşık beş yüz sayfa oyalanmış gibi hissettim kendimi, okuyorum bir gelişme olacak diye, yok, okuyorum, yok... Yazar son otuz sayfaya sığdırmış romanın sonunu, bu da dengesizce olmuş... Ayrıca süreç boyunca arka kapağı da okumamdan dolayı yeni cesetlerin ortaya çıkması beni etkilemedi, şaşırtmadı :( Kitap boyunca sadece son otuz sayfada heyecanlandım... Yazarın son otuz sayfada anlattığı katiller beni şaşırttı ama ben İSD ve Adem Yezdan atışmasına zaten hiç inanmamıştım... Yazar, bu iki tarafa sürekli birbirlerini suçlatarak aslında okuru oyaladı :(
*
Kitapta yeni şeyler öğrendim, hoşuma gitti... Örneğin; Hagia Sophia : Kutsal Bilgelik demekmiş, Kutadgu Bilik de öyle :) Yine Serafim : Koruyucu Melek demekmiş... Burdan yola çıkarak Altın Pusula filmindeki Serafina Pekala isimli kadının koruyucu kelimesinden esinlenilerek oluşturulmuş olabileceğini düşünüyorum.
*

Kitaptaki rüyalar alabildiğine saçma ve basitti, okurken çok sıkıldım, bana tamamen kitabı uzatma çabaları gibi geldi :(
*

Sadece Çarşamba halkını topa tutarak yapılan - karakter ağzıyla da olsa - insan ayrımcılığı ve sadece bir kesime yönelik ayıplama hareketi bana abes ve saçma geldi... Ayrıca yapılan her türlü hareketi karakterlerin çocukluğuna bağlamak da basit bir psikoloji klişesi...
*
Kitapta bol miktarda var olan Sosyal mesajlardan sıkıldığımı itiraf etmeliyim... Konu her ne kadar ilgi çekici olsa da sonunda bir sosyal mesaja bağlanıyor olması da bana basit geldi... Evet elbette güzel bir mesaj veriliyor ama bunun için cinayetin emsal gösterilmesi ve bu sayede de cinayetlerin işlenebilirliğinin anlatılması hoş değil... Sanki İstanbul'u korumak adına ne yapılırsa yapılsın mübahtır şeklinde bir düşünce de doğurabilir hastalıklı beyinlerde bu roman :(
*

Kitabın sonunu hiç beğenmedim, sanki son anda akla gelen bir düşünceymiş gibi yazılmış ancak sonun bağlanma yöntemiyle aslında kitabın başlangıcından beri yazarın aklında olduğunu anladığım bir düşünceydi... Sadece güzel bağlayamadığını düşünüyorum, sadece şaşırtma amaçlıydı... Bağlama yöntemi de oldukça basitti ama okurun bunu görememesi için önüne bir sürü eş, dost akraba, terör örgütü, radikal İslamcı, eski zanlı, eski aşık vs. getirdi ve okuru oyaladı...Yazarı bunlardan ötürü şiddetle kınıyorum :( Gerçekten de beş yüz sayfa sadece oyalandığımı hissettim...
*
Tam olarak kötü diyemeyeceğim ama bana göre ödül alabilecek bir kitap değildi... Yeni bir kitabını daha aldım, bakalım belki onda aradığım bazı şeyleri bulurum...
*

Daha üst düzey kitaplar okuduğumdan polisiye olarak pek beni sardığını söyleyemeyeceğim ancak dizi tadında bir kitaptı ve türünün tam olarak polisiye olduğunu da düşünmüyorum... 
*
Kısacası, dizi tadında kitap okumak isteyenlere,Ahmet Ümit yazsın da ne yazarsa yazsın diyenlere, Türk usulü polisiye severlere - ki ben sevmiyormuşum onu anladım- samimi sohbetlerle örülü dostluk hikayesi arayanlara ve tabi en önemlileri İstanbul tarihini merak edenlere, bol bol sosyal mesaj almak isteyenlere ve bol diyalog sevenlere tavsiye edilebilir bir kitap... Ancak Arka Sokaklar tadında bir dizi kitap okumak istemeyenlere, izlemek ya da okumak aynı anlama geliyor böyle kitaplarda zaten- gerçek polisiye severlere, Türk polisiye sevmeyenlere tavsiye edemeyeceğim tam bir vakit kaybı bu... Uzak durun derim ben :))

Kitaba puanım: 4

Bir sonraki kitap eleştirisinde buluşmak dileğiyle...

Takipte Kalın 

^.^




hasibecengizkarakuzu@gmail.com

Herkese sevgiler, 

HC 







You Might Also Like

2 yorum oku / yaz

  1. Çok düz bir kitap öldürmeyi kötülüyor ve sonunda iyiler kazanıyor istanbulun tarihine meraklısına ve tarihi eser kıyımına dur diyenlerin okuması gereken bir kitap ama yinede benim tercihim klasikler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel yorumunuz ve önerileriniz için teşekkür ediyoruz :))

      Sil

Fikrini paylaşırsan çok sevinirim:)))