✿ Kitap Elestirisi : Yarın Diye Bir sey Yoktur : Tarık Bugra ✿

28.3.15

Herkese günaydın ^.^

Yağmurun tavan yaptığı bir Cumartesi'ye, serin ve bol yağmur sonrası toprak kokusu barındıran bir tatil gününe daha uyandık, çok şükür :) Gerçi ben ne yağmurun ne de yağmur sonrası toprağın kokusunu alabiliyorum ya neyse, zira fena bir şekilde grip ve nezle karışımına maruz kalıyorum şu günlerde :( Ancak bu hastalık ne çalışmama engel olabiliyor, ne de evdeki iki koca adamı doyurmama :)) Çok şükür deyip devam etmek lazım ne de olsa ^.-
*
Yazıma başlamadan önce sizlerle biraz dertleşmek istiyorum, çok kısa ama, bugünlerde neye elimi atsam ters tepiyor, iş yerimde bazı sorunlar var, burada çok deşmek istemiyorum ama bu kötü günleri atlatmam için varsa bir hayır duanızı isterim arkadaşlar... Allah kimseyi anlayışı kıt, mankafa insanlarla muhatap etmesin. Anladım ki bir öğretmen için okul kadar çalışacağı idareciler, öğretmenler de çok önemliymiş. Ve bir öğretmen bir okulda mutlu değilse bu tümden yaşantısına yansıyormuş. Ben de böyleyim bu aralar... Eşimle konuşup ortak bir karar aldık ve çok yakın bir zamanda -inşaallah bizim için Hisarcık'daki zorlu ve bir o kadar kara günler sona erecek, Hasibe'ye gene tayin yolları :( Tayin yolları taştan türküsü eşliğinde :) Tek bir isteğim var artık, bir daha geçen seneki hataları tekrar etmemek ve inşaallah çalışabileceğim, iyi ve yardımsever insanların olduğu, sevebileceğim, işimi severek yapabileceğim bir okul. Dualarınıza ihtiyacım var...
*
Kısa dedim ama çenem açıldı yine, içimi döktüm saçtım ortalara. Her neyse, bu güzel tatil gününe inat sabahın yedisinde uyanmış ve sizlerle paylaşacağı yazının kah telaşı kah mutluluğu eşliğinde bir insan evladı ve tabi ki yukarıdaki psikolojideki biri olarak sizlerle son okuduğum kitabı ve eleştirilerini paylaşacağım. Sıkı durun !
*
Kitabımız Ötüken Yayınları'ndan çıkma ve yaklaşık olarak 222 sayfa...


Kitap benim kütüphaneden aldığım dördüncü parti ödünçlerinin son kitabı, aldığım son Buğra kitabı... Bir hızla dün yeni ciciler almak üzere bitirip iade etme amacı güdüyordum ama malesef kütüphane kapalıydı, artık kısmetse yeni kitaplarım Pazartesi'yi bekleyecekler... Ancak planladığım hızda ve günde bitirmem de ayrı bir güzel oldu, zira elimde de hala okunmayı bekleyen yaklaşık elli küsur kitap var. Ama ben kendimce bir karar aldım, gideceğimiz -tayin bölgesi- neresi olur, şimdilik bilemiyorum ama o güne kadar yani bir Hisarcık'dan gidene kadar -inşaallah- kütüphanenin de görevlisinin de benden çekeceği var, ve elimdeki güzelliklere o zamana kadar dokunmayı düşünmüyorum, zira gideceğimiz yerde kütüphane bulunmayabilir ve ben de o zaman elimdekilere saldırmayı planlıyorum ^.-
*

Kitabın adını daha önceden duyduğumu düşünüyorum, ünlü bir kitap aslına bakarsanız. Ancak ben yeni yeni elde edip okuyabildim.
*
Kitabımızın ön ve arka kapaklarını yine çok beğendim. Oldukça sembolik düşünülüp tasarlanmış, öyle ki kitap karşıdan-kırmızının albenisiyle midir nedir- beni al, beni al ve oku der gibi.Şahsen ben kendisini bir kitapçıda görsem elime alıp kesin bakardım. Bakmak demişken arka kapak yazısı da sizi beni almazsan pişman olursun'a götürüyor, haberiniz olsun isterim. Her iki kapak da renk açısından olsun, uyum açısından olsun ve yeterlilik açısından olsun, oldukça başarılı bence !
*


Kitabın konusuna gelecek olursak, Tarık Buğra'nın çeşitli yıllarda kaleme aldığı öykülerden oluşuyor. Kitabın adı da bu öykülerin birinin adından geliyor. Zaten ön kapakta da 'Bütün Eserleri' yazıyor. Sanırım hikayelerinin tamamı bu kitapta.
*

Kitap üç bölümden oluşuyor: İlk kısım : Oğlumuz, yazarın 1948-1949 arasında yazdığı hikayelerden oluşuyor. İkinci kısım: Yarın diye bir şey yoktur yine yazarın 1950-1952 yılları arasındaki hikayelerinden oluşuyor. Üçüncü kısım ise : Sonrakiler, yazarın 1954 ve 1964 yılları arasındaki hikayelerinden meydana getirilmiş. Kitaptaki toplam hikaye sayısı ise, 34. Bu bölümlerdeki hikaye isimlerine aşağıdaki resimden ulaşabilirsiniz.
*

Kitabın girişindeki 'İçindekiler' kısmını çok sevdim. Aradığınız ve aklınızda kalan hikayeye kolay ulaşım sağlamış. Yine aynı şekilde çam sakızı adlı bölümü de çok sevdim ve samimi buldum.
*



Öykü türü olduğu doğru ancak ben bazı öykülerde deneme kokusu duydum. Kalem biraz kaymış gibi geldi bana. Buna bir de bu hikayelerin gazete ve dergi köşelerinde farklı zaman ve olaylar üzerine yazılmış olması da etkili olmuş olabilir diye düşünüyorum ama yine de bazı 'yazılar' -bir ya da iki tane- hikaye değildi.
*

Kitabı Instagram hesabımda da paylaştığım üzere çok beğendim ilk başlarda. Ancak kitap ilerledikçe hikayelerin uzunluğu da okunma zorluğu da arttı bana göre. Hatta bir ara kitabın sonlarına doğru kitabı yarım bırakmayı bile düşündüm, soyut kavram karmaşası içerisinde bazen anlamsız, bazen de anlamı kalabalıklarda anlaşılamayacak ifadeler beni biraz sıktı açıkçası. Üstelik siz kitabı bitirmeye çalıştıkça hikayelerin okunması zorlaşıyor, ilk bölüm ne kadar akıcıysa diğer iki bölüm bir o kadar değildi. Akıcılık varsa bile sadece bir iki hikayeyle sınırlı kalmıştı.
*

En çok beğendiğim hikayeler şöyle: Havuçlu Pilav Meselesi, Hayat Böyledir İşte, Buhran, Martı, Karaoğlan, Bacanak, Yarın Diye Bir Şey Yoktur, Küllük, Üstadla Konuştum, Söz Alma Fakat Kimden, Bitmemiş Senfoni, Borç, 087956'nın Sıfırı, Ayakkabı Gıcırtısı, Hoparlör ve Şöhrete Dair, Kardan Adam, Sevginin Bedeli, Beşinci, Heyyi Hey,Dostluk, Otel Faresi.
*


Özellikle Dostluk hikayesi epey realist ve farklı bir bakış açısı sunar nitelikte.
*
Hikayelerin sayfa sayıları ise çok belirsizdi. İlk bölüm, Oğlumuz, oldukça akıcıydı ve hikayeler bu bölümde bir ile üç sayfa arasındaydı. Diğer bölümlerde özellikle son bölümde son hikayeler çok uzun ve sıkıcıydı.

Kütüphaneden aldığım bu seferki ödünç dört kitaptan üçünün aldıktan sonra farkettiğim ortak bir özelliği var; Makyajlı Kadın ve Düşman Kazanmak Sanatı kitapları zaten deneme türünde. Yarın Diye Bir Şey Yoktur da hikayelerden oluşuyor. Yani bu üç kitap da parça parça yazılmış eserlerden oluşmakta. Bu seferde sadece Balık İzlerinin Sesi roman türündeydi. Roman hele hele polisiye roman okumayalı ne de çok uzun zaman olmuş :(
*
Kitap kolay okunmaya başladı, zor bitti de diyebiliriz tüm bunların üstüne :(
*

Kitabın sayfa sayısı az, puntosu gayet normal, hikayelerin seviyesi de her kesime hitap edebilecek türden. Özellikle hikaye severlerin kaçırmaması gereken kitaplardan.
*
Kimi hikayelerde Buğra yerine Sabahattin Ali kokusu aldım. Özellikle Anadolu'yu tasvirlediği ve hikayesini geçirdiği bazı hikayelerde mesela Bacanak'ta, sanki yazan Buğra değil de Ali imiş gibi oldum. Bazı hikayelerde kalem benzerlikleri gördüm. Bu açıdan diyebilirim ki Anadolu romancılığı ve hikayeciliğine Reşat Nuri, Sabahattin Ali'den sonra Tarık Buğra da katılmıştır, benim için. ( Henüz Küçük Ağa'yı okumamama rağmen )
*

Kısa hikayeleri sevdim, bazı hikayelerde çok fazla düşünce ve soyutluk hakimdi, sevemedim. Çünkü böyle hikayeler yani- daha doğrusu böyle yazılar- bana göre kalabalıkta okununca katlediliyorlar. Benim de şu aralar sessiz sakin kalabilmem, ki bundan sonra da en azından tayinimiz gerçekleşip, adam akıllı bir yere yerleşinceye ve eşim bir iş buluncaya kadar- mümkün gözükmüyor, ayrıca bildiğiniz üzere erkek kardeşim var misafirim. Bunlar bahane değil ama halim bu aralar böyle olunca, ben de ilk bulduğum yerde seçmeden sıradan okurken hikayeleri, belki de bazılarını katlettiğimden olacak sevemedim :(
*

Kitapta inanılmaz duygu tasvirleri, inanılmaz manzara betimlemeleri mevcut. Bazı yerlerde de taşlama sanatı yer alıyordu. O zamanın daha doğrusu Buğra'nın yaşadığı vakitlere-ki kendisi Osmanlı'da doğmuş sonrasında Cumhuriyet'e tanıklık etmiş bir yazar olduğundan bence yaşadığı vakitler epey merak edilesi vakitler- yakından tanıklık eden birtakım hikaye parçaları da yer alıyor bu kitapta. Buğra bu hikayelerde o zamanları müthiş tasvirler.
*

Bazı hikayeleri ise gerçekten oralara kadar gidip yaşadım diyebilirim: Küllük, Hayat Böyledir İşte, Sevginin Bedeli gibi. İşte bunlar tekrar tekrar okunur, baş tacı edilir.
*
Bu seferki kütüphane ganimetlerim arasında iki Buğra kitabı vardı biliyorsunuz. Bunların okuma sırasında çok isabetli olduğumu düşünüyorum. Çünkü Düşman Kazanmak Sanatı'nda yazarla ilk kez tanıştım ve samimi diliyle sanki onunla konuşuyormuş gibiydim. Öykülerinden onu tanımam mümkün değildi.
*

Kısa hikayeler olduğu gibi orta ve uzun boylu hikayelerin de olması, okuma açısından kolaylık sağlar nitelikte. İşiniz olduğunda bir iki hikaye oku ve bırak. Baş ucu hikaye kitabı bile olabilir bu. Zaten bazı hikayeler -yazılar tek okunuşta anlaşılabilecek gibi değil.
*
Kısacası, kısa hikayelerden derlenmiş bir kitap okumak istiyorsanız, Buğra hayranıysanız, sıcak yüreğe dokunan, Anadolu atmosferinden kuzey atmosferine sizleri yolculuklara çıkaran bir öykü yazarı arayışındaysanız, Buğra kitaplarını merak ediyor ve okunası buluyorsanız, uzun süre okumak sizleri sıkıyorsa, hikaye severseniz, sımsıcak dostluk öyküleriyle gerçekleri görmek istiyorsanız, bunları size göstermesi açısından bu kitaba bir şans verebilirsiniz. Ancak 'hikayeler bütünlüğü bozuyor bence' diyorsanız, hikaye okumak pek hoşunuza gitmiyorsa, romanı tercih ederim diyorsanız bu kitaptan uzak durun derim ben !
*
Kitaba puanım: 4

Daha güzel kitap eleştirilerinde görüşmek dileğiyle...

Sevgiyle Kalın

ve

Takipte Kalın




hasibecengizkarakuzu@gmail.com

Herkese sevgiler,

HC.











You Might Also Like

0 yorum oku / yaz

Fikrini paylaşırsan çok sevinirim:)))

INSTAGRAM