✿ Kitap Eleştirisi: Araf : Sofi Oksanen ✿

23.8.16

Merhaba!

Çok uzunca bir aradan sonra yeniden yazmak güzel. Bu ay yazılarım ve blogum açısından pek verimli olmadı ama bir ara vermenin iyi geleceğini düşündüm, öyle de oldu, yazmayı özlemişim. Bugünden sonra da son sürat yazmaya devam diyorum, öyle çok şey birikti ki...

Bu uzun aranın ardından bu süreçte bol bol kitap okuduğumdan ilk yazımı bir kitaba ayırmak istedim, hemen başlayalım...
*
Kitabımız, çok sevdiğim Pegasus Yayınları'ndan çıkma ve yaklaşık olarak 383 sayfa...


Kitap kız kardeşimden ödünç alarak okuduğum bir kitaptı, o hiç beğenmeyip yarım bırakmıştı zira. Kitabı okuyup bitiren biri olarak bunun sebebinin yaşı olduğunu söyleyebilirim çünkü ancak belirli bir yaş üstüne hitap edebilir bir kitap diye düşünüyorum. O henüz çok genç olduğundan kitabı anlayamamış ve birkaç sayfasını okuyup notunu vermiş. Bende ise durum çok farklı oldu tabi, kitabın arka kapak yazısını okumamla başlamaya karar vermem aynı zamanda oldu diyebilirim :)
*
Kitap hakkında hiçbir şey bilmeden sadece arka kapağın efsanevi yazısına bakarak okuduğum bir kitaptı evet ama başlığından son kapak resmine kadar her şeyi benim için bir bütündü ve genel olarak orijinal kapağından çok daha fazla sevdim ben bu kapağı. Ön ve arka kapaklar için söyleyebileceğim tek kelime 'efsane' oldu yani. Bu arada kapak tasarımı Ghost'a görseli ise Iosif Badalov'a aitmiş. Orijinal kapağı Goodreads'de incelediğimde onu da beğendiğimi söyleyebilirim. Bu arada yeni Goodreads hesabımı blogumun adıyla açmak durumunda kaldım, önceki hesabım diğer telefonumda kaldığından onunla yola devam edemiyorum :( Hesabıma şuradan ulaşabilir, beni oradan da takip edebilirsiniz. Ne okuyorum, ne okudum veya ne okumak istiyorum gibi sorular da dahil olmak üzere pek çok şeyi orada bulabileceksiniz :)


Kitabımızın bana göre yine efsane konusuna gelecek olursak; Aliide Truu babuşka'nın yani ninenin bir sabah bahçesinde genç ve yaralı bir kız bulmasıyla başlar öykümüz. Kızla ilgili önceleri çok şüpheleri olmasına rağmen ona acır ve evine alır. Zara kendisini fahişeliğe zorlayan ve bu işte çalıştıran birtakım Ruslardan kaçan bir kızdır ve aslında anneannesinin kız kardeşini aramaktadır. Bir gün onu zorla çalıştıran adamlardan birinin Estonya'ya gideceklerini söylemesiyle birlikte kaçma fırsatı yakalar ve elindeki eski bir fotoğraf ve köy ismiyle harekete geçer. 
*
Konuyu bu kadar vasat bir şekilde geçmek zorundayım yoksa spoiler vermek zorunda kalacağım. Ancak inanın bana bu buz dağının görünen yüzü. Oysa derinlerinde Sovyetler Birliği'nin Estonya'yı işgali öncesi Almanya işgali ve bu iki büyük güç arasında kalan zavallı Estonya köylülerini, savaşın insanlara verdiği zararları, bir ailenin savaşta bölünmesini, arada kalan zavallı insanları ve onlara uygulanan işkenceleri vs. bir sürü dünya gerçeğini anlatıyor.


Kitabın biçimsel özellikleri ise şöyle:İlk sayfada kitap ismi, arkasında editör bilgileri, üçüncü sayfada kitap ismi ve çevirmen bilgileri, beşinci sayfada birkaç özlü söz ile kitaba giriş yapılıyor ve ilk bölüm başlıyor. Kitap büyük bölümler halinde beş bölüm olarak yazılıyor. Kitap genelinde her bölüm Paul-Eerik Rummo'nun özlü sözleriyle başlıyor ve ilk kısımda kısacık bir 'Özgür Estonya İçin!' yazısı yer alıyor. Bu kısımlar kitap karakterlerinden birinin Hans Pekk'in notlarından oluşuyor. Kitaptaki her yazının bir başlığı var ve bu yazıların en üstünde tarih ve yer bilgisi yer alıyor. Kitap sonunda ise Sovyet ajanlarının üstlerine gönderdikleri raporlardan birkaç örnek ile yine bir 'Özgür Estonya İçin!' yazısıyla kitaba son veriliyor.
*
Kitabın puntosu orta büyüklükte, kitabın büyük bölümünde orijinal Estonca sözler ve cümleler mevcut. Bu kısımlarda italik yazı stili kullanılmış. Sayfa sonuna da Türkçesi dipnot eklenmiş. Kitabın çok ama çok özenli bir şekilde yazıldığı sizce de belli değil mi?


Bu kitap ikinci dünya savaşı yıllarından başlayarak yok aslında şöyle diyebiliriz: Ingel ve Aliide isimli kız kardeşlerin doğumlarından ölümlerine kadar olan süreyi içerisine İkinci Dünya Savaşı'nı da alarak ve elbette Estonya'nın Almanya ve Sovyet Rusya tarafından işgalini de alarak anlatıyor. Genel olarak Estonya baş rolde, kız kardeşlerden biri çok yetenekli abla Ingel, Aliide ise ablasını kıskanarak büyüyor. İkisinin de aynı Almana aşık olmalarıyla birlikte ise film kopuyor ve Aliide ablasına düşman oluyor. Sevdiği adamın ablasıyla evlenmesi, Sovyet Rusya'nın Hans'ı da hainler listesine alması sonucu Aliide bir Rusla evleniyor ve hayatını kurtarıyor. Ablası ise kızı Linda ile sürülüyor ve Hans ve Ingel birbirlerini bir daha göremiyorlar. Savaşın açtığı derin yaralar ve sonuçları...
*
Kitap bir dram kitabı, bir acı kitabı... İçerdiği cinsellik dozu savaşın içerdiğinden az değil, fazla da değil. Fahişeliğe zorlanan ve Avrupa'ya büyük umutlarla giden torun Zara'nın çektiği sıkıntıları da Aliide Truu'nun hayatını da çok derin ve sarsıcı bir biçimde işliyor yazar. Ağlamıyorsunuz ama sarsılıyorsunuz. 


Yazarımızın sarsıcı ve sivri bir dili var ve Sovyetler Birliği'ni tüm çıplaklığıyla dünyanın yüzüne haykırıyor. Kitapta anlatılanların gerçek olup olmadığını sorgulamadım bile, çünkü gerçek olduğunu ve buna benzer milyonlarca hikayenin olduğunu biliyorum. Bana Limon Yaprakları'nın Kokusu ve Kitap Hırsızı'ndan sonra en etkileyici kitap olarak okuttu kendisini. Estonya'yı tanımayanların bile üzülecekleri bir hikaye ile...


Kalın bir roman, tarihlerde inanılmaz karışıklıklar var, 1930'lar, 1944'ler, 1951'ler, 1970'ler ve son olarak 1980'ler ile 1990'lar... Doğumdan ölüme bir savaşın ve ülkesi iki ülke tarafından kuşatılmış köylülerin öyküsü...Öyle gerçekçi ki, çok etkileniyorsunuz. Hans'ın kızını ve karısını arayamayışı, çiftlikte gizli bir odada yıllarca saklanarak delirme noktasına gelmesi, Aliide'nin sevdiği adamı hava deliğini tıkayarak öldürmesi, sürülen Ingel ve kızı Linda'nın neler yaşadığını anlatmasa da yazarımız, Zara'nın geldiği noktaya baktığınızda anladıklarınız, ülke hasretiyle yanıp tutuşan zavallı Ingel, yaşayan bir ölüye dönüşen Linda, kızı Zara, herşeyden habersiz karısına ve kızına kavuşma hayalleri kurarken ölen Hans, hayata tutunmaya çalışan ve bunun için yapmadığı şey kalmayan Aliide...Çok fazla kaybedeni olan bir hikaye...
*
Dilinin kolay olduğunu söyleyemeyeceğim, çünkü kendisi kadar dili de derin bir kitap. Bol bol Estonya çiftlik evi, odası tarifi mevcut kitapta. Çok fazla ruhsal durum ve psikolojik saptamalar var. Karakterlerin ruhsal durumları çok güzel analiz edilmiş ve yansıtılmış. Bu arada çevirmeni alkışlamak lazım, bu da bir gerçek.


İlk yüz sayfa biraz orta akıcılıkta, ancak hikayenin bir yerinden hikayeye dahil olduğunuzda sayfaları adeta yutuyorsunuz. Ben birkaç günde bitirdim ancak kendime verdiğim sözü malesef ki tutamadım. Artık acı hikayeler okumayacak, ikinci dünya savaşıyla ilgili bir kitap da okumayacaktım. O gelip beni buldu :)
*
Kitabın adına gelince yerinde bir isim olmuş, en azından bu zamir hem Estonya'yı hem de karakterlerin yaşadıkları hayatı çok iyi anlatıyor. Bence kitabın adı 'Cehennem' de olabilirmiş, çünkü orayı anlatıyor.


Savaş romanı severlere kesin tavsiyem ancak hayattan soğuma garantili de bir kitap. Birkaç gün kendinize gelemeyeceğiniz de kesin. En azından ben böyleyim. Bu ne biçim bir hikaye ki bir tane bile kazanan olmadı? Savaş gerçekten de çok kötü bir şey, belki bu kadar derinden yaşamadık ama yaşayanları okuyunca bile size ne anlamanız gerektiğini anlatıyor.
*
Kitap arkasındaki her bir övgüyü sonuna kadar hakeden bu kitabı mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Ancak bence hakettiği kadar ünlenememiş bir roman, gerilerde kalmış bir kitap, daha fazla reklamı yapılmalıydı ve hak ettiği üne kavuşup raflardaki eşsiz yerini de almalıydı. Çünkü mesela bu kitap aynı zamanda filmin, müziğin yapamadığı şeyleri kitabın nasıl yaptığını da anlatıyor, hiç bir iletişim organı bir savaşı bu kadar derinden anlatamaz bence, kelimeler kadar... Albus Dumbledore'un da söylediği gibi, 'Kelimeler her zaman büyük bir sihir kaynağımız ola gelmiştir.' 
*
Umarım yazımı keyifle okudunuz, yeni kitaplarda da görüşelim lütfen! Sonraki yazılarımdan da haberdar olmaya ne dersiniz?   Blogumu GFC'den ( Google Friend Connect'den) - blogumun en altında yer alıyor- takip etmeyi ve Instagram dahil tüm sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın ^^

Yeni yazılarda görüşürüz :))

Sevgiler...

Takipte Kalın







hasibecengizkarakuzu@gmail.com
Herkese sevgiler, 

H. ♥️






























You Might Also Like

2 yorum oku / yaz

  1. Ne yorum olmuş ama :) Merak ettim doğrusu kitabı. Duymuştum ama hiç fırsatım olmamıştı. bu yazıdan sonra okuyabilirim ama:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle okumalısınız diyorum, bunlara Kitap Hırsızı, Limon Yapraklarının Kokusu'nu da eklemelisiniz hatta :)) Sevgiler ve teşekkürler...

      Sil

Fikrini paylaşırsan çok sevinirim:)))

INSTAGRAM