Film Yorumu : Sinyal / Donnie Darko / Günah Şehri / Kopya Cinayetler

7.9.15

Herkese merhabalar !

Güzel bir hafta başlangıcında daha bir aradayız, herkese huzurlu ve mutlu haftalar dileyerek başlıyorum yazıma... Bugün sizlerle başlıktan da anlayacağınız üzere dört adet güzel film yorumu paylaşacağım... Bu filmleri yaklaşık bir ay önce falan izlemiştim. ama araya giren diğer yazıların da biraz sebep olmasıyla ancak paylaşabiliyorum, hadi o zaman daha fazla uzatmadan filmlere ve yorumlarına başlayalım !


İlk filmimiz kardeşlerimle birlikte izlediğim hatta onların benden bir süre önce başlayıp benimle ikinciye izledikleri şahane bir bilim kurgu filmi... Sinyal...

THE SİGNAL / SİNYAL

IMDB: 6.1
Tür: Gerilim, Bilim Kurgu, Psikoloji
Oyuncular: Brenton Thwaites, Beau Knapp, Olivia Cooke, Laurence Fishburne
Yapım: 2014, ABD


Filmin afişi de zaten çok dikkat çekici öyle değil mi? Bizler hem afişine hem de konusuna bakarak izleme kararı almıştık. İyi ki de izlemişim dediğim bir film oldu.


Filmin şahane konusuna gelecek olursak; üniversitede okuyan Nick ve Jonah bilişim teknolojilerine ilgi duymaktadırlar ve hackerlık en büyük tutkularıdır. Nick'in kız arkadaşı Hailey, bir yıllığına başka bir üniversitede okumaya gidecektir ve arkadaşları Hailey'i evine bırakmak üzere bir yolculuğa çıkarlar. Bu yolculuk aynı zamanda aldıkları bir sinyali bulmak üzere çıkılmış bir yolculuktur. Göçmen adlı bir hacker onların peşindedir ve Nick ile Jonah sinyalin geldiği noktayı bulmuşlardır. Sinyal boş bırakılmış ev gibi bir yerden gelmektedir ve kahramanlarımız sonunda Göçmen'i bulurlar. Uyandıklarında ise kendilerini bir türlü hapishanede bulurlar. Şimdi hem neler olduğunu anlamaya çalışacak hem birbirlerini bulmaya çalışacak hem de bu hapishaneden kaçmaya çalışacaklardır. 


Filmin konusu gerçekten de şahaneydi aynı şekilde işlenişi de öyle. Girer girmez etkileniyorsunuz zaten, sonrasında bir de Nick'in bedensel engelli bir öğrenci olduğunu görmenizle daha da fazla şaşırıyorsunuz. Oyuncuları daha önceden tanımıyorum, sadece Fishburne hariç. Ancak üç genç oyuncumuz da harikalar yarattı. Özellikle Nick rolünde Thwaites, bizlere tam bir psikolojik gerilim yaşattı. Gençlerin mutlu sahnelerine geri dönüşler ve kullanılan müzikler olağanüstü güzeldi. Psikoloji yansıtmaları başarılıydı bence. Özellikle hapishane sahnelerinde gençlerin psikolojileri, kaçıp kurtulma ve olanları anlama istekleri beni çok etkiledi.


Film baştan sona inanılmaz olsa da sonuna doğru çok daha fazla inanılmazlaşıyor. Özellikle sonunda oluşan sahneleri hafızamdan çıkaramıyorum. Sırf sonu için bile izlenebilecek bir film. Aksiyon düzeyi biraz düşük olsa da asla sıkılmıyorsunuz, sadece fazla aksiyon bekleyenler yanılabilir ve hayal kırıklığına uğrayabilir. Ancak ben kesinlikle hiç sıkılmadım ve aksiyon düzeyi yeterli geldi. Birbirinin aynı bir sürü aksiyon sahnesi izlemektense bir tanesi yetebiliyor çoğu zaman. Kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum bu harika filmi. Özellikle psikolojiyle alakalı bir film olmasa da bilim kurgunun insan psikolojisi üzerindeki etkisini net bir şekilde görebilmek için.



İkinci filmimizse benim naçizane tek başıma tercih ettiğim ve konusuna aşık olduğum bir film, Donni eDarko... Gerçi dilimize her ne kadar karanlık yolculuk olarak geçmiş olsa da bence Donnie Darko çok daha mantıklı..

DONNİE DARKO / KARANLIK YOLCULUK

IMDB: 8.2
Tür: Gerilim, Fantastik
Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Maggie Gyllenhaal, Drew Barrymore
Yapım: 2003, ABD


Filmin afişi görebildiğiniz gibi tam benlik. Afişten zaten neler çıkabileceğini hayal gücünüz almıyor ama yine de meraktan çatlayarak izledim diyebilirim.


90'ların sonlarında geçen filmimizin ise konusu şöyle: Donnie Darko isimli bir genç bir gece insan tavşan karışımı bir yaratık tarafından dünyanın sonunun geleceği konusunda uyarılmıştır. Yaratık, 28 gün, 6 saat, 42 dakika ve 12 saniye sonra dünyanın sonunun geleceğini söylemiştir. Donnie, zaten aktif olmayan sosyal yaşamını sürdürmeye çalışarak bir taraftan da ilerleyen zamana rağmen tavşanı görmeye devam etmektedir. Ve hızla dünyanın sonu gelmektedir, peki Donnie ne yapacaktır?


Konu gerçekten muhteşem, 90'ların olmayan efektleriyle dolu olması günümüzde biraz komik gibi dursa da filmin işlenişi oldukça başarılı. Tüm film boyunca yerime zımbalandım ve meraktan öldüm gerçekten de. Zamanla gerçeklerin ortaya çıkmasıyla film biraz daha yerli yerine oturdu. Filmin soundtrack'inin ise benim çok sevdiğim Gary Jules'ün Mad World şarkısı olması gerçekten şahaneydi. Filmin sonunda da gerçekten çok şaşırdım, mutlaka izlemelisiniz.


Filmin geneli evde ve okulda geçtiğinden çok fazla aksiyon yok, daha çok psikoloji üzerine işlenmiş bir film. Asıl karakterimiz Darko da psikolojik sorunları olan şizofren bir hasta olunca film zaten otomatikman psikolojik filmler kategorisine giriyor.


Filmi korku filmi kategorisine de sokabilirsiniz ama bence o tavşan kostümü gerçekten çok komikti. Korkunç ya da gerilim olmasını engelleyip bence filmi komedi kategorisine sokmuş bir hali vardı. Hem tavşan gibi inanılmaz sevimli bir hayvanı nasıl böyle katledebilirsiniz anlayamıyorum:( Ne isterler bu tavşandan?



Bu arada yukarıda bir ikisini paylaştım ama çok daha güzelleri sitelerde mevcut. Çok güzel Darko çizimleri yapılmış, hatta dövmelerini özellikle tavşanın yaptıranlar da az değil. Bir bakmanızı tavsiye ederim.


Mutlaka izlemenizi tavsiye ettiğim diğer güzel bir filmi daha yorumladık sizlerle... Gelelim üçüncü filmimize, bu da ayrı bir güzel olan Sin City, yani Günah Şehri isimli film...

SİN CİTY / GÜNAH ŞEHRİ

IMDB: 8.1
Tür: Polisiye, Aksiyon, Gerilim
Oyuncular: Bruca Wills, Mickey Rourke, Jessica Alba, Jamie King, Benicio Del Toro
Yapım: 2005, ABD


Aslında vizyona ilk girdiği andan itibaren izlemeyi kafama koyduğum bir filmdi. Yalnızca doğru anı bekliyordum sanırım. İzlediğime asla pişman olmadığım bir filmdi.


Filmimizin afişinden de belli zaten, çizgi roman tadında çekilmiş bir film hatta çekilirken özel bir yöntem de kullanılmış, şimdi okuduğuma göre de Sin City isimli Frank Miller'in çizgi romanından uyarlanmış. Olağanüstü başarılı buldum.


Karakter bolluğu ve de dişi karakter bolluğu gözlenen filmin aslında tek bir konusu yok, o konudan o konuya atlayan ve aynı anda bir sürü olayı anlatan bir film. Sert sokak dövüşçüsü Marv tanrıça kadar güzel olan Goldie ile birlikte olur ve sabahında kadının öldüğünü görür. Tek suçlu olarak onu görenler bu epik ve hayali şehirde onu yakalmaya çalışırlar. Marv hem katili bulmaya hem de masumiyetini kanıtlamaya uğraşır. Özel dedektif Dwight, beladan uzak durmaya çalışsa da arkadaşlarıyla bir işe bulaşır. Şehirdeki son dürüst polis Hartigan, ise 11 yaşındaki bir kızı kurtarmaya çalışacaktır, hayatına mal olsa bile.


Kesinlikle değişik bir film arayışında olanlara tavsiye edeceğim bir film. Ancak olağanüstü erotik sahneleri var ve mümkünse yalnız izlemenizi tavsiye ederim. Erotizm dozu bir tık fazla geldi bana.


Hartigan ve Marv ise en sevdiğim karakterler oldu şüphesiz. Filmde doğaüstü yaratıklar ve gerçek yaşam bir arada kullanılmış. Siyah beyaz çekilen filmde tek kullanılan renk kırmızı, o da genelde kanları belli etmek amacıyla, çok da güzel bir görsel şölen sunmuş. Üç farklı yönetmenin çektiği filmi oldukça başarılı buldum ve herkese tavsiye ederim.


Son filmimizse Kopya Cinayetler, yine bendenizin seçmesi... En sevdiğim iki kadın başrolde...

COPYCAT /  KOPYA CİNAYETLER

IMDB: 6.6
Tür: Polisiye, Gerilim, Gizem, Suç
Oyuncular: Sigourney Weaver, Dermot Mulroney, Holly Hunter, Herry Connick Jr, Will Patton
Yapım: 1995, ABD


Filmin polisiye olması ve sevdiğim başrol oyuncusu Weaver'ın olması beni filmi izlemeye itti de diyebilirim. Üstelik de polisiye, eh ben izlemesem olmazdı herhalde.


Filmimizin konusuna gelecek olursak; katil profilleri konusunda uzman psikiyatrist Dr. Helen Hudson, seri katil Peter Foley'in işlediği cinayetler karşısında şaşkındır. Helen'in kapalı yerde kalma korkusu vardır ve geçmişteki olaylar peşini bırakmamaktadır hatta bu yüzden evden çıkamamaktadır. Karşılarına çıkan yeni bir davada çaresiz kalan dedektifler Monohan ve Reuben Goetz Hudson'dan yardım isterler. Hudson bu katili tanımaktadır çünkü katil eski seri katilleri taklit etmektedir. Bir sonraki cinayeti engellemeye uğraşan ekip Hudson'ın korkuları ve cinayetler arasında kalmıştır.


Gerçekten de benim en sevdiğim kadın oyunculardan Weaver, özellikle polisiyeye onu çok yakıştırıyorum. Bu filmde de olay yaratmış, o hasta psikolojiyi bizlere şahane sunmuş. Yine 90'ların filmi olsa ve bizleri etkileyemese de oyunculuklar ve Weaver için izledim de diyebilirim. Güzel bir polisiyeydi, özgün bir konusu vardı en azından sadece katiller ve kurbanlar değildi, olaya biraz daha fazla gizem ve zorluk katılmıştı. Olay çetrefillendirilmişti yani.


Yine aksiyon düzeyi yüksek bir filmdi, her sahnede ayrı bir olay vardı. Aksiyon severlere duyurulur. Eski ve biraz nostaljik kaçsa da ben herkese tavsiye ediyorum filmi. En azından oyunculukları görmeniz açısından. Yukarıdaki yakışıklının öldürülme sahnesi ise içimi acıttı. O ne kadar boş bir ölümdü öyle... Resmen b*k yoluna gitti :( Filmin sonunu ise tahmin etmemize gerek kalmadı çünkü katili film bize çoktan tanıtmıştı. Katilin bu kadar erken ve pat diye önümüze çıkmasını istemezdim ben, hiç merakım kalmadı ki :(


Her neyse. Polisiye severlerin görmesi gereken bir film diye düşünüyorum en azından izledim diyebilmeniz açısından. Seri katil profilleri hakkında da epey bir bilgi sahibi oluyorsunuz :) Evet arkadaşlar, bugün sizlerle dört güzel film yorumu daha paylaşmış oldum, umarım içlerinden birini izler ve benimle de paylaşırsınız. Daha güzel film yorumlarında da görüşürüz umarım, kendinize iyi bakın, bol filmli günler diliyorum herkese !

Takipte Kalın




hasibecengizkarakuzu@gmail.com
Herkese sevgiler, 

HC








You Might Also Like

0 yorum oku / yaz

Fikrini paylaşırsan çok sevinirim:)))

INSTAGRAM