✿ Kitap Eleştirisi : İkinci Şans : Jane Green ✿

27.10.15

Herkese merhaba !

Keyifli bir Salı günü geçirmenizi dileyerek başlıyorum yazıma... Bu güzel günde sizlerle okuduğum sok kitabın eleştiri ve yorumlarını paylaşacağım ve de yeni bir kitaba başlamak istiyorum. Dilerseniz çok uzatmadan lafı hemen yorumlara başlayalım!

Başlıktan da anlayacağınız üzere sizlerle paylaşacağım bugünkü kitabın adı İkinci Şans... Çik lit'in kraliçesi olarak lanse edilen Jane Green isimli ünlü yazarın kitaplarından biri... İkinci Şans, 418 sayfa ve Artemis Yayınları'ndan çıkma...


Kitap benim takas ettiğim kitaplarımdan biri, sevgili Zeynep ile takas etmiştik ^^ Bu Zeynep'le takas ettiğim ikinci kitaptı, yine güzel bir takas olduğunu söyleyebilirim, bu arada ikinci takas listemi yayınladım, şuradan ulaşabilirsiniz. Eğer sizlerin de takas edebileceğiniz kitaplarınız varsa listeme bir göz atıp benimle e-posta yoluyla iletişim kurabilirsiniz ^.^
*
Artemis Yayınlarını da Jane Green'i de ilk kez okudum, zaten Jane Green daha önceden adını duymadığım bir yazardı ancak New York Times çok satarıymış öğrenmiş oldum. Kitabı kapak tasarımından ve isminden dolayı takas ettim. Ve iyi ki de etmişim diyorum ^^


Kitabın kapak tasarımlarına aşık olmamak mümkün değil aslında. İlk başlarda kitabın ilk yüz sayfasında kapakla kitap ne alaka desem de kitabı tamamen bitirip tamamladıktan sonra anlayabiliyorum. Güzel bir ön ve arka kapak tasarımı olmuş. Özellikle arka kapak kitap çik-lit olsa da çok özenli hazırlanmış, tebrik ediyorum.  Ön kapağı da tamamen bir ayna ve süs eşyaları kaplasa da arka kapak eksikliği giderici olmuş.


Çik-lit ne demek derseniz ona da hemen bir açıklık getirelim, gerçi kitap okuyanların son zamanlarda çok meşhur olan bu terimi bilmemeleri mümkün değil ama... Her neyse, chick-lit (çik-lit), kolay okunan kitap demek olup direkt çeviride Piliç- Çıtır Edebiyatı olarak bana göre iğrenç biçimde adlandırılır. Yirmili otuzlu yaş kadınlara hitap eden ve onların hayatlarını gerçekçi biçimde anlatan kitaplar da bu şekilde adlandırılır. Daha ayrıntılı olarak şuradan bilgilenebilirsiniz ^^ Ayrıca Artemis Yayınları'nın bu şekilde bir bilgilendirme yapması çok güzel olmuş ^^


Kitabın arka kapakta ve ön iç kapakta da söz edilen konusuna gelecek olursak; okul yıllarında ve çocukluk yıllarından beri arkadaş olan ama uzun yıllardır birbirlerini görmeyen arkadaşlar aralarından birinin trajik ölümü sonucu bir araya gelirler ve birbirlerinin hayatlarının ne kadar farklı yönlere doğru gittiğini anlarlar. Amtrak trenine yapılan bombalı saldırı sonucu 39 yaşındaki Tom ölür ve birbirine yabancılaşmış dört arkadaşı bir araya getirir. Tom'un cenazesinden bir araya gelen, işkolik, kariyer merdivenlerini tırmanan kocası sayesinde bir banliyöde yaşamaya ve ev kadını olmaya zorlanan bir zamanların çiçek kızı Holly; bir hayvan barınağının yalnız yöneticisi Olivia; moda düşkünü karısıyla mutlu evliliği çocuk yapamadıkları için zor günler geçiren yazar Paul; evli bir Hollywood deviyle gizli ilişki yaşayan tedavi sürecindeki Saffron... Tom'un ölümü hayatlarını bu kadar değiştirebilir miydi? Cevabı kitapta ^^


Konu efsane görebildiğiniz gibi. Dört arkadaş ve onların aileleri de işin içine girince oldukça sıcak bir aile hayatı, dostluk öyküsü okuyorsunuz. Üstelik karakterler İngiliz ve hikaye de İngiltere'de geçmesine rağmen oldukça sıcak bir hikayeydi. Bu arada ben yazara gerçekten hayran oldum, çünkü kitap dört yüz küsur sayfa ve bu dört kişiyle inanılmaz güzel bir hikaye ortaya çıkararak bu dört yüz sayfanın bir sayfasını bile boşa harcamamış. Özellikle karakterler o kadar canlılar ki... Ve de yaşadıkları, duyguları, hisleri... Sanki çevrenizden birileriymiş gibiler...


Kitapta özellikle Holly karakteriyle ilerliyoruz bir süre, daha sonra teker teker diğer karakterlerle de yaşıyoruz... Çok doğal, karakterlerin günlük yaşamları, duyguları ve hisleri olduğu gibi yansıtılmış, sanki benim de arkadaşlarımmış gibi hissettim ve ilk yüz sayfadan sonra koptum resmen.


Bana göre kitap çik lit olsa da o kadar kolay okunan bir kitap değildi, ben bir haftada okudum. Çünkü sadece günlük hayattan kesitler değil, karakterlerin gel gitleri, düşünce ve duyguları, kafalarındaki sorular, geçmişleri vs. de bolca yazılmıştı kitapta. İlk yüz sayfa biraz sıkılsam ve zorlansam da okurken yüz sayfadan sonra karakterleri de daha yakından tanıdığımdan iş kolaylaştı ve çarçabuk okuyup bitirdim. Ama çok kolay okunuyor, inanılmaz akıcı diyemem. Aralarda duygu ve düşünce yazıları ve anlatımları da olduğundan pek akıcı değil.


Kitaptaki karakterlerin seçimleri, tarzları ve arkadaş grubu çok başarılı seçilmişti. Herkesin bir zamanlar bir arkadaş grubu vardır ya hani, benim de lisede bir arkadaş grubum vardı, hepsini de çok severdim. Bir zamanlar çok yakındık, isimlerini izinleri olmadan burada paylaşmak istemiyorum ama hepsini çok özledim. Neyse ki Facebook sayesinde birçoğuyla görüşüyoruz halen. Ancak yıllar sonra karşılaşınca birbirimizden haberimiz olmasa çok ilginç olabilirdi gerçekten de. Güzel bir kitap konusu bulmuş Green ve de güzelce işlemiş bence.


Sayfa sayısını ben gayet başarılı buldum, daha azı yetersiz olabilirdi, fazlası da sıkabilirdi, gerçi hiç bitmesin istedim ben ama bitti :(
*
Kitap bölümler halinde yazılmış, otuz bölümden oluşuyor. Bölüm sayısı da gayet başarılı, bölümlerin bazılarını çok uzun bulsam da 'hadi artık şu bölüm bitse de ara versem' desem de yine de sayıca uygundu.


Aslına bakarsanız kitabın türü hiç bana göre değil, genelde bu tarz kitapları önyargıyla yaklaşarak vakit kaybı olarak görürüm ama bu kitabı okurken sıkılmadım pek. Gerçi fikrim hala aynı, benim tarzım polisiye. Ben kafamı karıştıran, beynimi çalıştıran ve her daim dinamik kitapları okumayı seviyorum, çünkü birçok insanın da şikayet ettiği üzere kitap okumak zaten pasif bir uğraş bir de konu yavaş ilerleyip, ilginizi çekmezse elbette kitap okumaktan bir vakit sonra nefret eder hale geleceksinizdir :))


Yalnız bir şeye çok takıldım: Kitabın ön ve arka kapaklarında sürekli 'Çok güldük, eğlenceliydi' gibisinden yorumlar var. Bu kitapta nasıl eğlenmeyi başarabilmişler bilemiyorum doğrusu. Oldukça fazla trajedi vardı bence, özellikle ana konu olan Tom'un ölümü tam bir trajediydi, Holly'nin kocasını sevmemesi ve mutsuzluğu, Saffron'ın gizli aşkı, Olivia'nın kara talihi ve Paul ve Anna'nın çocuk sahibi olamamaları... Komiklik bunun neresinde anlayamadım. Ara sıra karakter esprileri vardı ama bence onlar da o kadar komik değildiler zaten böyle bir ortamda komedi ne kadar komedi olabilir ki??


Çok fazla mekan tasviri ve manzara tasviri de yoktu, sadece karakter tasviriyle duygu tasvirine yoğunlaşmış bir kitaptı. Kimilerine sıkıcı gelebilir ama kitap genel olarak kadın duygu ve düşüncelerini önemseyen bu sebeple de kendine bir kadın baş karakter seçen bir kitaptı, kadının olduğu yerde nasıl duygu olmaz ?
*
Bu arada Saffron'un hikayesinin mutlu sonla bitmesine çok sevindim, oysa ki hiç umudum yoktu !


Kısacası, çik-lit severlere, kadına dair kitap severlere, kolay okuyabileceği kitap arayışında olanlara, yarı akıcı kitapları sevenlere, duygu yüklü dramatik kitap arayışında olanlara, Jane Green severlere, İngiliz roman arayışında olanlara, arkadaş grubu hikayelerini sevenlere, aile ve dostluk öyküsü okumak isteyenlere, kişinin duygu ve ruh dünyasını ele alan roman arayışında olanlara tavsiye edebileceğim güzel bir kitap bu. Ancak çik-lit okumayı sevmiyorsanız, bu tarz kitapları vakit kaybı olarak görüyorsanız, akıcı enerjik hikayelerden hoşlanıyorsanız, 'Hayatımızda yeterince dram var bir de kitaplardaki dramı ben almayayım diyorsanız' bu kitaptan uzak durun derim ben!
*
Kitaba puanım: 4

Daha güzel kitaplarda ve eleştirilerinde de buluşalım!

Takipte Kalın




hasibecengizkarakuzu@gmail.com
Herkese sevgiler, 

Hasibe 

You Might Also Like

2 yorum oku / yaz

  1. Blogunuzu kesfettin bloguma beklerim takioteyim ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de takipteyim, sevgiler...

      Sil

Fikrini paylaşırsan çok sevinirim:)))